2 Cities 1 Woman

Yoksa Bu Yaklaşan 2 Yaş Sendromunun Ayak Sesleri Mi?

Herşey iki ya da üç hafta önce başladı. Hangisi önceydi hatırlamıyorum. Vera’nın kreşten bir arkadaşının annesi ile biz de iyi arkadaş olduk. Kreş çıkışı hep birlikte bolca geziyoruz tozuyoruz. Gezmeyeceğimiz bir gün arkadaşımın arabasına binmek için ağladı önce.

İki pazar önce parka gittik birlikte, o kadar eğlendi ki eve dönmek istemedi. Genelde parkta kalmak isterdi, arada ağlardı falan da, bu kadar kötüsü olmamıştı. Bisikletime taşırken saçımı çekmeler, beni çimdirmeler. Bisiklete bindirdim bu sefer de eve gidene kadar beni tekmeledi ve bağırarak ağladı. Yemin ediyorum o gün yaşlandım ben.

O kadar sinirlendim ki bir hafta park yok sana dedim ama sonra düşündüm parka gitmemek bana ceza ona değil. İlk defa ettiğim lafı yerine getirmedim. Getiremedim. O yüzden artık kızsam da bir şey söylememeye çalışıyorum.

O günden beridir bez değiştirmek, parktan eve dönmek zulüm. Bez değiştirtmek yavaş yavaş düzelmeye başladı ama bugüne gelene kadar sabırla ve özveriyle ve sevgiyle nasıl dil döktüm, ikna etmeye çalıştım siz bir de bana sorun. Uzun süre Vera ayaktayken bezini değiştirdim. Bir ara kreşte canı mı yandı altı değiştirilirken diye bile düşündüm çünkü altını değiştirelim deyince yine bağırarak ağlıyordu.

Sevgi dolu sabırlı oldum diyorum ama içimden nasıl ana avrat düz gittiğimi ben bilirim.

Bugün kreşten çıktık yine arkadaşımın arabasına binmek istedi. Bolca ağladı, yola attı kendini, saçımı çekti, yüzümü yoldu. Zarla zorla bisikletime bindirip eve getirdim. Sonra başka bir arkadaşımla parka gittik. Gittik ama bütün bir süre boyunca eve nasıl döneceğimizi düşündüm. İknalar işe yaramadı, bisikleti alıp gidiyormuş gibi yapmam işe yaramadı, ağlamak üzereyken (ben ağlamak üzereyken) zorla alıp bisiklete koydum. Yine aynı seremoni, bisiklete kadar ki iki adım yolda beni yine hırpaladı. Önce kaskını taktırmadı, bağırmaya devam etti, ben de elimle ittirdim bisikleti, sonra hafiften yağmur başladı yoldan geçen bir kızdan yardım istedim o bisikleti tuttu, ben de kaskını taktım. İnsan görünce susuyor çünkü. Sonra yine ağlamaya devam etti. Ördeklere gelince ”ördekler vak vak, hallo ördekler” falan diye susturdum bir şekil ama kreşten beridir zaten bütün kaslarım kasıldığından saatlerdir her tarafım ağrıyordu. Vücudumdaki tüm tüyler diken diken, beyin hücrelerim kaçmış, bisikleti bile zor sürüyordum. Neyse eve geldik, anladı çok üzgün ve kızgınım hemen bacağıma sarıldı, eve girerken sırtımı sıvazlıyor bir de.

eb21e808451c757d99d486eb4201afa7

Son Vera’nın Uykusu yazımdan beri neler oldu, ilk günler benimle yatarken kısa sürede uyurken bir kaç gün sonra saatlerce uyumamaya başladı. Mecburen yine yatağına koyarak uyutmaya başladım. Bu şu demek, yatağına koyuyorum ağlıyor, beş dakika sonra az evel bağıran kendisi değilmiş gibi yatıp elimi tutup bana gülümsemeye başlıyor ve beş dakika sonra uyuyor. Akşamları beş dakika değil tabi ağlaması da uyuması da daha uzun sürüyor. Aralarda elimi falan ısırıyor, çimdikliyor.

Çarşambadan beri evdeydi, beş gün, günde iki sefer uyutma, bez değiştirme krizleri derken beş günde bir kilo almışım resmen. Bir kez bez değiştirirken o kadar sinirlerim bozuldu ki (kaka yapmış, ben temizleyemeden deli danalar gibi dönüyor o boklu popoyla düşünün) ağladım, durumu çakıp hemen yine sevimlilik yapmaya başladı.

Benim gül gibi kızım gitti yerine içine şeytan kaçmış bir ergen geldi resmen. Onu giymem bunu giymemine hiç girmiyorum bile.

Hatta Ağustos ayında Vera’nın kreşi tatildeyken New York’a gidecektim, Ale gelmeyeceği için karasızdım, kendime de güveniyordum aslında ama bu hallerden sonra yemedi. Vera da kusur kalsın New York’tan, kendisi bilir, bu tavırlarla kendisi kaybeder dermişim 🙂

Neticede bu onun bireysellik savaşı biliyorum, kişisel değil, benden nefret etmiyor aslında, zor bir dönem geçiriyor ve bu dönem geçici. Biliyorum ama siz bir de bana sorun. Bugün parka mesela o kadar çaresiz hissettim ki kendimi, sanki yapacak hiçbir şey yok. Ben onun kişiliğini bastırmak istemiyorum, hatta bu akşam Vera’yı uyuturken karakterli ve akıllı bir kızım olduğu için şükrettim ve hemen akabinde Zeynep ve yeni Polyanna detoxunu anmadan edemedim 🙂

Ona saygı duruyorum, giymek istediğine vs karışmıyorum, her itirazına itiraz etmiyorum, bugün mesela montunu hiç giymek istemedi, ona bile laf etmedim, ama böyle işte eve dönme, bez değiştirme falan, bazen öyle sanıyorum ki o an bana inme inecek. O kadar canımdan beziyorum ki. Abarttığımı sanabilirsiniz ama abartmıyorum. Eminim içinizde beni anlayacaklar vardır.

Ne kadar mantığım yukarıda saydıklarımı bilse de, çok zorlanıyorum. Bu deveyi güdeceğim. Sevgi ve sabırla… Aksi sadece daha kötü yapacak ve bana vicdan azabı olarak geri dönecek. Biliyorum. Ama resmen yaşlandığımı hissediyorum. Psikolog arkadaşım Serra bize bir 2 yaş sendromu yazısı yazacak ama sizin tecrübeleriniz de çok kıymetli. Siz bu dönemleri nasıl atlattınız, neler yaptınız, lütfen paylaşır mısınız?

Not: Vera aslında 19 aylık ama kendisini üç yaşında sandığı kesin.

Foto şuradan

Önce kocaman plazalarda çalışan işkolik bir avukattım. Yüksek ökçelerim üzerinde ise tam bir “Sosyal Kelebek“. Sonra aşık oldum, Ale’ye… Evlendim… İstanbul’u bıraktım, Bremen’e taşındım. Bir de baktım “Domestik” olmuşum. Sonra ise anne… Vera’nın annesi… Şimdi yeniden hayata karışma zamanı. Ve işte karşınızdayım, iki şehirden Zeynep, anne, kadın, avukat, insan, okur yazar, öğrenmeye aç, seyahate aşık...

Yorumlar

  • aslı budak

    Ay Zeynep, tam şimdi, benzer bir krizi atlatıp şuraya oturmuştum ki yazını gördüm. Bak krizi atlattım diyorum, çözdüm değil:)) biri 3 diğeri 8 yaşında, yani süreç terrible two ile bitmiyor desem umarım canını sıkmam. Bebeler her zaman senden daha uzağa işer şekerim, ne yaparsan yap her zaman. buna uygun daha bir çok yakası açılmadık laflar mevcut, en iyisi buydu, hayal gücüne bırakıyorum gerisini. Tam bu noktada aslında rahatlatılması gereken insan bebe değil annedir aslında. Bırakınız ağlasın sloganını hayata geçirmem benim için bayağı zor oldu. yeri geldi başka odaya gittim, yeri geldi arkamı dönüp nefes egzersizi yaptım, yeri geldi yastığa kafamı gömüp orda çığlık attım. sonunda öğrendim, bırakıyorum krizdeki peak noktasında ağlıyorlar. ısrarcı olup çözmeye çalıştıkça, sanki bileyleniyor öfkeleri. didişmek gibi, ısrarcı olmak gibi hatalar yaptığım olmuyor mu, oluyor. ama hep dediğimin tersini yapmak zorunda kalmak var bunun sonunda deyip kendime geliyorum. Evlat büyütmek taş kemirmek demişler, ha gayret kendi taşımı kemiriyorum işte. ha tam evden çıkarken ille giyilmesi gereken montları giymek istememe, parktan dönememe, o araca binmek istememe gibi durumlar hep oluyor. işte onlar beni de bitiriyor.çoğunlukla bir kaç o sebebe yönelik ağlamadan sonra niye ağladıklarını kendilerinin de neye ağladıklarını unuttukları bir an var, onu yakalamaya çalışıyorum. kendimi çocuk hızında yaşamaya alıştırıyorum, planlarımı onların hareket hızlarına göre yapıyorum ki telaş edip birbirimizi çileden çıkarmayalım. Kendimi telkin etmek en çok kullandığım yol; bak Aslı diyorum neredeyse 40 yaşındasın, oğlun 3 yaşında, sen kendini hayata ispat etmişsin, o daha yeni başlıyor, dikilen saçlarım iniyor yavaş yavaş. Kolaylıklar dilerim.

    | Cevapla
  • esra

    Çalışan bir arkadaşımın aynı yaşlardaki çocuğu son zamanlarda ağlama krizleri geçirmeye başladı, bir keresinde tam 4 saat kesintisiz ağlamış düşünün yani.. Anne-baba da “Acaba çalışan anne çocuğu olduğu için psikolojisi mi bozuldu?” korkusuyla soluğu psikiyatristte aldılar ama psikiyatrist “2 yaş sendromu, normaldir” demiş:)

    Sizin gibileri düşünerek empati yapmaya çalışıyorum da, Allah hepinizin yardımcısı olsun gerçekten…

    | Cevapla
    • 2 Cities 1 Woman Yazının Yazarı

      ah yazık bu suçluluk duygusu yok mu mahvediyor bizi 🙂 Vera’nın o kadar uzun değil Allah’tan ve umarım da olmaz 🙂 kolay gelsin arkadaşınıza 🙂
      Sevgiler,

      | Cevapla
  • aylin

    canım seni çok iyi anlıyorum. malesef bunlar bizde de yaşanıyor. önce dışarı çıkmaya itiraz, üst değişmez bez degişmez..dışarı çıkarız bu sefer içeri girmeye itiraz. kucakladıgın an suratını tırmalamalar… en fenası göz altına gelenler. ah bir de bez degiştirme seansları, göğsüme öyle tekmeler geliyor ki kırılmıyor kemiklerim hayret! peki araba kullanırken arkadan eğilip saç çekmek nedir ya? her eziyeti biri bırakıyor diğeri başlıyor, bazen aynı anda..kabus gibi! artık o zaman ne denk gelirse, ya bagırıyorum ya kaçıyorum ya sırtımı dönüyorum..bu noktada çalışan anne olmak daha mı iyi daha mı kötü gerçekten bilemiyorum. geçecek offf geçecek…

    | Cevapla
  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir