2 Cities 1 Woman

Yavaşlamak

Ceren’in şu yazısını okuyunca, yorumlarımı da yazamayınca dur dedim ne zamandır aklımda olanı bir yazayım şuraya. Ben biraz farklı bir açıdan yazacağım. Türkiye’de, özellikle İstanbul’da hayat zaten çok hızlı ve hayatta kalmak için sen de hızlanmak zorundasın. Ona şüphe yok. Ben de İstanbul’da yaşadığım zamanları ama özellikle iş hayatındaki o dönemi Aborjinlerin dediği gibi ”ruhum yetişmeden” yaşadım. Bu laf çok hoşuma gider, hayat çok koşturmacalı olunca insanın ruhu yetişmiyor. Doğru kararlar alamıyorsun, bir türlü dinlenemiyorsun. Bu sadece şehrin değil, özel sektörün ya da kapitalizmin de dayattığı bir düzen bence. Ve benim İstanbul’daki en büyük şikayetim buydu.

Almanya bu konuda nispeten kurtarılmış bölge. Almanlar da kapitalist düzenden şikayetçi olsalar da bana göre burası Türkiye’ye göre tüketim çılgınlığının çok daha az girdiği bir yer. İşçi hakları daha fazla ve de uygulanıyor, hayat daha kolay, şehirler daha yeşil, işe bisikletle gidebilirsiniz, her yer park. Doğaya ulaşmak bu kadar kolay olunca insanın bedeniyle ruhu da çok ayrılmıyor bana göre. Ama yine de çalışma hayatının stresi burada da var. Burada da şe yetişmek için hızlı olması gereken bir sürü yorgun ve stresli ve de ruhu bedenine yetişmeyen insan var.

80d5e2cb4ed9a6472267e8aa3585321e

Ben de bir zamanlar onlardan biriydim. O yüzden onları çok iyi anlıyor ve eleştirmiyorum. Ama biraz yavaşlayın bilmem ne diye bik bik yapmıyorum. Herkesin hayatındaki hıza bir yeter deme zamanı var.

Bir zamanlar Bremen’e taşınmış olmayı şansızlık görürken artık şans görmemin sebeplerinden biri de bu. Ben artık çok yavaşladım. Yavaş ebeveynlik kitabı falan okumadım ama öyleyim. Hayatım yavaşladığı için ebeveynliğim de doğrudan öyle.

Mesela Ağustos ayında Timmendorf ve Türkiye seyahatimiz vardı. Eylül’de Fuerteventura. Geldik geçen haftasonu yine seyahat. Yorulduk. Ruhumuz biraz yetişemedi sanki gerildik, streslendik. Dün Vera’yı kreşe yollamadım. Bir anne olarak hislerim bana diyor ki yavaşlayın yoksa kızınla arandaki bağı yitireceksin. Tabi genel anne çocuk bağından bahsetmiyorum. Ama yakınlaşma vee yavaşlama lazım. Yoksa ne kadar yan yana olsan da evde de olsan koşturmaya devam edeceksin. Marketten dönerken hadi Vera çabuk ol diye söyleneceksin.

Biz Vera’yla sabah önce yatakta oynadık biraz. Çok değil beş dakika aslında. Ama o bizi yavaşlattı. Gözlerimizin içine baktık çünkü. Yavaşça dokunduk bir birimize. Hemen tensel bağımızı kurduk. Gün çok güzel geçti sonra.

88fbb1d82e00027dcf3a42bfbd5bbdda

Eğer sabah paldır küldür Vera’yı kreşe götürürsem, altını değiştirirken oynaşmadıysam, sabahları yatakta beş dakika cilvelenmediysek veya kreşten sonra her gün aktivite yaparsak hızlanıyoruz biz. Ruhumuz yetişmiyor. O yüzden mutlaka haftada en az bir gün kreş sonrası evde baş başa kalmaya dikkat ediyorum ben. Gerçi çoğunluk zamanımız öyle geçiyor ama çok fazla plan program olduysa hemen sakin bir zaman yaratıp koşturmacayı kompanse etmem gerekiyor.

Ve o ruhu yetişmeyen, benim eski tempomdaki insanların içini şişiriyorum biliyorum. Çünkü eskiden benim de şişerdi. Ben de ofisteki yavaşlara tahammül edemezdim. Tez canlı ve iş bitirici olduğumu düşünürdüm. Ahmakmışım. Saçma sapan işler için insanların kalplerini kırmaya hiç gerek yokmuş. Ama hayat insana herşeyin tersini gösterecek kadar uzun.

Şimdi ben yavaşım ve bazı hızlılar beni eleştiriyor ya da hep yavaşsın diye sadece lafını ediyor. Ama UMRUMDA değil. Onların karması da gelecek. Umarım gelsin ve umarım yavaşlasınlar da ruhları yetişsin ve hayatı yaşamaya gerçekten başlasınlar. Ama o zamana kadar beni eleştirmesinler ya da laf etmesinler zira artık böyle şeylere hoşgörü gösteremiyorum. Sadece kendi yaşadıklarını doğru sanıp diğerlerine laf etmeye hakkı olduğunu sanan insanlara tahammül edemiyorum, etmiyorum.

Umarım tez zamanda daha yavaş yemek yemeye ve daha çok çiğnemeye de başlarım.

Ruhumuzun bedenimizi hiç terketmediği günler dilerim.

Foto 1 /  2

Önce kocaman plazalarda çalışan işkolik bir avukattım. Yüksek ökçelerim üzerinde ise tam bir “Sosyal Kelebek“. Sonra aşık oldum, Ale’ye… Evlendim… İstanbul’u bıraktım, Bremen’e taşındım. Bir de baktım “Domestik” olmuşum. Sonra ise anne… Vera’nın annesi… Şimdi yeniden hayata karışma zamanı. Ve işte karşınızdayım, iki şehirden Zeynep, anne, kadın, avukat, insan, okur yazar, öğrenmeye aç, seyahate aşık...

Yorumlar

  • Elif

    Ben yazılarını okuduğumda kendinş teselli ya da ikna etmeye çalışıyormuşsun duygusunu hissediyorum.

    Bana göre ne yavaş, ne hıZlı, denge önemli.

    İster aborjin, ister einstein kimsenin doğrusu en doğru ya da yaşamın en doğrusu değil, günümüzde her bakış açısı içîn destekleyen milyonlarca gerrksiz özdeyiş var bu böyledir diyen.

    Bir insan tüm ömrünü newyork da hızlı geçirecek ve bu kendi seçiminden sonsuz mutlu olabilecek bu da mümkün, senin tezin bunları suçluyor , onlar da yavaşlasınlar inşallah diye, brlki bu insan senden mutlu da olabilir, kişiliği buna dha uygundur, öyle daha mutludur.

    Bence bu sürekli karşılaştırmalarını durduracak kadar mutlu olduğun tempoyu ayarlamalısın, bazen yavaş, bazen hızlı, ve kimseye çemkirmeden, kıyaslamadan

    | Cevapla
    • 2 Cities 1 Woman Yazının Yazarı

      Bak burda ne demişim ”Şimdi ben yavaşım ve bazı hızlılar beni eleştiriyor ya da hep yavaşsın diye sadece lafını ediyor. Ama UMRUMDA değil. Onların karması da gelecek. Umarım gelsin ve umarım yavaşlasınlar da ruhları yetişsin ve hayatı yaşamaya gerçekten başlasınlar.”
      Bazı hızlılar beni eleştiriyor. İşte lafım onlara. Beni eleştiren bazı hızlılara. Bu bütün hızlıları hedef almaktan çok farklı bence. Bilmem benim mi anlatımım açık değil yanlış anlaşılmaya sebep veriyor ama burada yazdığımla senin yorumun epey farklı bana göre. Ama eğer senin yanlış anlaman değil de benim açık ifade ememse söyle lütfen ben biraz daha çık yazayım.

      | Cevapla
  • Burcu

    merhaba

    kendi icinde ne kadar cakisiyorsun zeynep. biraz yavaslayin diye bik bik etmiyorum diyip sonra da “Umarım gelsin ve umarım yavaşlasınlar da ruhları yetişsin ve hayatı yaşamaya gerçekten başlasınlar” demissin. herkesin hayati kendine. cok hizli, yogun bir hayat da yasanabilir ama metroda 10 dakika kendine dondugun bir anda yavaslayabilmektir onemli olan. yogun turkiye hayatindan sonra simdi hayatinin mecbur yavas donemini surekli kendine sevdirmeye, inandirmaya calisiyormussun gibime geliyor bana da. sanki gercekten de kendini teselli ediyorsun. yaniliyorsam, duzelt lutfen.

    | Cevapla
    • 2 Cities 1 Woman Yazının Yazarı

      Sevgili Burcu,
      Kızkardeşim genellemeleri çok sever. Benim için yine bir genelleme yapmış sanırım ama ir şeyi yanlış anlamış ve onun bu yanlış anlaması okuyanlarda d ayanlış algıyı devam ettiriyor maalesef. Ya da belki ben yanlış anlattım. Ben beni yavaş olduğum için eleştirenlerin yavaşlamasını temenni ettim. Yoksa ben de elbette bir dönem çok hızlıydım. Şimdi mecburiyetten yavaşlamış olmam için belki geçen yol dediğine katılırdım ama bu yıl katılmıyorum. Çünkü şu anda bunun tadını çıkarıyorum ama belirttiğim gibi hızlı olduğu için kendini doğru sanıp benim yavaşlığımı eleştirenlere de tahammül edemiyorum. Siz benim yavaş olduğumu doğru algılayıp hızlı olanları eleştirdiğimi sandığınız için böyle yazdınız ama ben tam tersini savunuyorum. Ne hızlı yavaşı eleştirsin ne yavaş hızlıyı. Herkes kendi hayatını nasıl mutlu yaşayacaksa öyle yaşamalı ama kendisinden farklı olanları eleştirmeden. Bugün İstanbul’a dönsem ben de muhtemelen aynı tempoya geri dönmek zorunda kalacağım. Ama dediğin doğru zaten ben de beş dakika örneğini verdim zaten Vera’yla yatakta beş dakika bizi yavaşlattı. İnsan metroda 10 dakikada da kendini yavaşlatabilir. Yoksa zaten İstanbul’da yaşamak mümkün olmazdı. Ama kendiyle yüzleşmek korkusuyla yavaşlayamayanlar, bunu reddedenler var. İşte onlar tahammülsüz. Yavaşlara, yaşlılara, bebeklere, sakatlara vs. Neyse sonuç olarak tahammülsüz ve hoşgörüsüz insanlara ben de hoşgörü gösteremiyorum artık. burada kendimle çelişiyor olabilirim evet ama bir zaman sonra onlara da hoşgörü göstermeyi öğrenirim belki. Umarım daha nettir şimdi.
      Sevgiler,

      | Cevapla
    • 2 Cities 1 Woman Yazının Yazarı

      Bu arada evet bu biraz agresif bir yazı ama Almanya’da bir Alman’a sinirle gelen düşünceler desem İstanbul’la ilgisi yok desem sanırım kendimi teselli etmeye çalıştığım fikrinin beni nasıl şaşırttığını anlarsınız.

      | Cevapla
  • elif

    dünyanın en tatlı, tez canlı ablası,

    Yaşasın ! hepimizin herşeye, özellikle kendi blogumuzda sonsuz kızma özgürlüğümüz…

    kim kızdırdıysa, saçını başını yollarım.

    | Cevapla
  • Ayşegül

    Ne tuhaf ben yazınızı okurken hiç agresif bir elektrik almadım. Bilakis dönüp çook eski yazılarınızı da okumuş olduğum için hemen ikna oldum ve de mutlu oldum hem siz hem Vera için. Gelen yorumlardaki negatiflik ise beni dehşete düşürdü. Hele ki “kendinizi ikna etmeye çalışıyorsunuz” ithamı çok ağır ve çok yersiz geldi bana. Ama tabii bu da benim görüşüm… Herkes istediği ritmde yaşayacak kadar şanslı olsun ne diyeyim.

    | Cevapla
    • 2 Cities 1 Woman Yazının Yazarı

      çok teşekkür ederim. Yazının yüzü soğuk maalesef yanlış anlaşılmaya müsait o yüzden. Bir de herkes kendi hassasiyetlerine göre anlama eğiliminde çoğu zaman, ben de dahil tabi 🙂

      | Cevapla
  • Özlem Varli

    Selam…sizi en iyi ayni seyleri yaşayanlar anlayabilir hissedebilir…benim gibi..cok net gayet sevecen ve mutlu bir yazinizi okudum..su anda kizimla çatlak yumurtalar kitabi okuyoruz disarda yağmur yağiyor..buralarin yağmuru bol bilirsiniz..ve biz cok keyifliyiz…yavasiz sakiniz..şansliyiz..yarinda sinemaya gidicez arkadaslarla biraz kosturmacali eğlenceli bir gün geciricez:)) sonraki gün yine dinlenebiliriz yavaş bir gün gecirebiliriz…kiş geliyor kizim burda doğdugu icin kişi kari cok seviyor..bende onunla kişlari daha cok seviyorum:)) hee çalismakmi kariyermi beklesin..ömrümüz ve isteğimiz varsa bir gün olur…sevgiyle sağlikla kalin..

    | Cevapla
  • Serap

    Almanya’da dogup buyuyen, ailesi hala orda yasayan, gurbetci modundan hayati boyunca cikamamis, suan baska bir ulkede yasayan bir insan olarak yazinizi hissederek, ne demek istediginizi anlayarak okudum ve agresif, negatif ya da soguk bir taraf goremedim 🙂 Bilakis ani yasamak, kavramak, hissedebilmek icin yavaslamanin gerekli oldugunu dusunuyorum. Ayrica hayatimizin guzel taraflarina bakmak, elimizde olan icin sukretmek, icinde bulundugumuz durumun pozitif taraflarina odaklanmak da bir cok insan icin “kendini teselli etmek” ya da “kabullenmeye calismak” olarak algilanabilir ki bir bakima da oyledir. Sevimli ve guzel taraflarini gormedikten sonra degisime nasil acik olabilir ki insan, yavaslamadan bunlari nasil gorebilir ki. Ben severek okudum, okuyorum yazilarinizi 😉 Sevgilerimle..

    | Cevapla
  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir