2 Cities 1 Woman

Salı Sohbeti

Anneliğin en zor taraflarından biri yetersizlik hissi ve kendini acımasızca eleştirmek. Hoş bu ikisi her insan için zor elbet de işin içine insanın kendinden çok sevdiği evladını yetiştirmek girince kantarın topuzu biraz kaçıyor.

İlk anne olduğum zamanlarda kendimi kötü anne hissettiğim zamanlar oluyordu. O daha çok acemilik bence. Sonra insan kavrıyor, alışıyor, palazlanıyor. Bugün durduğum noktada kendimi iyi anne olarak tanımlıyorum ben. Mükemmel veya ideal anne değil, aman dikkat. Kendi şartlarım içerisinde elimden gelenin en iyisini yapıyorum. Zorlanıyorum da. Çok tecrübeli bir annenin dediği gibi ”zorlanmıyorsan zaten ortada bir terslik var”.

Geçenlerde okuduğum ”Ara Kuşak Beyaz Yakalı Annenin Geleneksel Yaşamıyla İmtihanı‘ başlıklı bu yazıyı sizin de okumanızı tavsiye ederim öncelikle. Bakın burada 🙂

Şimdi hakikaten biz okuyalım kariyer yapalım kendi ayakları üzerinde duralım diye yetiştirilmiş bir nesiliz. 4 yıl öncesinde kadar yaptığım şey tam olarak da oydu.

4 yıldan beri ise ev idare etmeyi, yemek yapmayı, temizlik yapmayı, ev toplamayı, çocuk yetiştirmeyi öğreniyor (üstelik bunları yeni bir ülkede, yeni bir dilde yapıyorum) bütün bunlar olurken hala bir hayatım olabilmesini, bütün bunların hepsini belli bir standardın üzerinde yapabilmeyi bekliyorum kendimden. Üstelik de tek başıma. Haftada bir gün 3-4 saat temizlik yardımım var Allah’a şükür ama hepimiz biliyoruz ki o yeterli değil.

Sözleşme hazırlamak veya hukuki mütalaa hazırlamak benim için ev idare etmekten daha kolay. Çünkü senelerce yaptığım ve alıştığım şey o. Bir de insanın bir tabiatı var elbette. Kimisi  sever domestik işleri, ben sevmem. Dünyanın en büyük zaman kaybı bana göre. Bir de ben evde organize olamayan bir tipim. Günde 16 saat çalışırken bile daha fazla iş halledebiliyordum ama evde öyle organize olamıyorum ben. Koskoca bir günü mutfaktan çıkamadan geçirebiliyorum misal. Hamilelikten beri kalıcı olan unutkanlığı da eklersem baya gevşek ve tembel bir insan izlenimi yaratıyorum ben kendi kendime.

Şimdi bir de Alman kadınlarına dönmek istiyorum. Bu noktada benim ilk zamanlar gördüklerim ve aslında olan diye iki kategori altında açıklama yapacağım.

Vera ilk doğduğunda ben Alman kadınların hiçbirinin temizlikçisi olmadığını sanıyordum. Ailelerinin yardım etmediğini, çocuklarına tek başlarına baktıklarını, asla da şikayet etmediklerini.

Zaman içerisinde anladım ki temizlikçileri var, hatta çok çocuğu olanların sık sık gelen bir yardımcıları da var (tabı sıktan kasıt haftada 12 – 16 saat gibi bir rakam, günde 2-3 saat gibi), kocaları inanılmaz yardım ediyor, annelerinden veya başka akrabalarından yardım alıyorlar, babysitter tutuyorlar, au pair alıyorlar, ve evet çocuklarına tek başına bakıyorlar ama bize göre daha sıkılar. 6 aylık çocuğuna uyku eğitimi verip daha rahat olabiliyor bir Alman anne örneğin. Bizse aman ben çocuğumu ağlatamam deyip her akşam uyutmaya çalışırken sinir krizi geçirip kendimizi de çocuğumuz daha fazla yaralayabiliyoruz (şekil A ben).

Ben böyle senelerce kendimi paralamışım ben niye bu işlere yetişemiyorum diye. Fakat belli bir noktadan sonra akıllanıyor insan. Şimdi kabullendiğim gerçekler var. Buna göre hayatımı şekillendiriyorum.

  1. Benim kocam bana çok yardım ediyor, şayet evdeyse. Çoğunlukla evde yok. Standart bir Alman koca ise eve erken gelir, cuma günleri yarım gün çalışır. Benim eşimse çok ama çok çalışıyor. Değişmeyecek. Bik bik yapmak yerine daha sık babysitter çağıracağım ve bunun için de kendimi kötü hissetmeyeceğim.
  2. Türk kadını ile çoğu Alman kadının temizlik standardı farklı. O yüzden temizlikçi çağırmaya devam. Bu konuda kimseye karşı kendimi ezik hissetmeyeceğim (Evet çalışmıyorum, çocuğum yarım gün anaokulunda diye beni jet set hayatı yaşıyorum sanalar var, insan kendini yetersiz hissettiğinde bu eleştirilere kulak tıkayamıyor, demek ki ne yapacağız her zaman elimizden gelenin en iyisini yapıp, gerisi için de çok da şaaapmayacağız. Ha şu da var eleştirmek isteyen insanın eleştiresi var canım, konu seninle ilgili değil. Sen onun eleştirdği şeyi çok iyi yapsan da o başka şey bulacak sen merak etme).
  3. Biz annelerimizden farklıyız. Onlar atom karıncaydı. Asla şikayet etmeden kendi analarına babalarına ve de bizlere hizmet ettiler. Kayıp kuşak gibi bir şey onlar. Bakınız annem 56 yaşında kanserden öldü. Biz onlardan farklıyız. Bunu kabullenelim fazla da şaapmayalım kendimizi.
  4. Alman kadını bizim kadar çok pişirmez, bizim kadar çok misafir ağırlamaz, gelen misafire de evi bal dök yalan haline getirmeye çok kasmaz. Ama Türk kadını bunları yaparken ya iki sokak ötede oturan annesi/kayınvalidesi vardır, ya tam zamanlı yardımcısı vardır vs. (Burda Türkiye’deki arkadaşlar onların işi kolay dediğimi sanmasın ben başka bir şey anlatmaya çalışıyorum). Ama Türk standartlarını Alman standartlarında kendinden beklemek haksızlık. Var benim öyle Türk arkadaşlarım burda, bir gidiyorsun 10 çeşit dizmiş vallahi utanıyorum ben onları davet ettiğimde çünkü benimkiler ne kadar çok ne o kadar lezzetli oluyor. Ama özeniyorum ve elimden gelenin en iyisini yapıyorum. Önemli olan da bu bence.
  5. Ben okuması, yazması, araştırması, gezmesi, tozması, kendine bakması gereken bir insanım. Doğrusu yanlışı yok bu işin. Herkesin bir karakteri vardır. Önemli olan kişinin kendini nasıl mutlu hissettiğidir. Annem gezmeyi sevmezdi misal. O evde otursun, çocuklarına, sevdiklerine pişirsin yedirsin, öyle mutlu olurdu. Onu, hadi hayatını yaşa bu ne böyle diye eve sokmasan mutsuz olurdu valla kadın.

Hala kendimi acımasızca eleştirdiğim ya da yetersiz hissettiğim zamanlar oluyor, ama eskisine nazaran çok daha az. Geçenlerde bir arkadaşıma söylediğimi size de söyleyeceğim. Ne zaman kendinizi acımasızca eleştirseniz, yetersiz hissetseniz, ayni şeyleri size bir arkadaşınızın anlattığını düşünün. Ona nasıl tepki verirdiniz? Onu da böyle acımasızca eleştiri miydiniz yoksa kendisine karşı daha anlayışlı olması için telkin mi ederdiniz.

Bence işin triği elinden gelenin en iyisini yapmakta. Bunun için zorlayın kendinizi evet ama koşullarınızı ve kendi kişiliğinizi da asla gözardı etmeyin. Ayrıca her annenin yaptığı iyi ve de kötü şeyler vardır. Hiçbir anne başka bir anneden daha iyi değildir. Bunu da akıldan çıkarmamakta fayda var sevgili hemşirelerim. Sevgiyle yanacıklarınızdan öperim.

Önce kocaman plazalarda çalışan işkolik bir avukattım. Yüksek ökçelerim üzerinde ise tam bir “Sosyal Kelebek“. Sonra aşık oldum, Ale’ye… Evlendim… İstanbul’u bıraktım, Bremen’e taşındım. Bir de baktım “Domestik” olmuşum. Sonra ise anne… Vera’nın annesi… Şimdi yeniden hayata karışma zamanı. Ve işte karşınızdayım, iki şehirden Zeynep, anne, kadın, avukat, insan, okur yazar, öğrenmeye aç, seyahate aşık...

Yorumlar

  • Seda

    İki yaşındaki ikizlerini kreşe gönderen ve çalışmayan bir anne olarak, hiçbir şeye hala yetişemiyorum ve dışardan herkesin beni eleştirdiğini düşünüyorum. Dolayısıyla kendimi gayet beceriksiz hissediyorum. Üstelik gün içinde kendimi yemek temizlik alışveriş ütüyle paraladığımdan , çocuklar okuldan döndüğünde, yine oynayacak gücü bulamıyorum. Hele bir de hasta olurlarsa, (kreş dönemi malum) vicdan azabı beni içten içe yiyor. Kendine bakmak zaman ayırmak desen, dopum yaptığım günden beri daha dinlenememiş biri olarak, hep ikinci hatta sonuncu planda. Ya bi silkelenip “hanım hanım kendine gel, hayatın geçiyo” demeliyim, ya da “böyle geldi böyle gidecek”. İlki ne kadar da çekici ve zor .. ama yazınız harika, bence örnek alınası annelerdensiniz, hele ki başka bir ülkede olduğunuzu düşünürsek, Vera da eşiniz de çok şanslı,
    sevgiler.

    | Cevapla
  • Ceren

    Kendini paralamak ne yazık ki hala trend bizim kültürümüzde, bizim bencillik dediğimiz çoğu davranış ise “önce ben, sonra baktıklarım çünkü ben mutlu olmazsam onlar da olamaz” ile değiştirilmeli.. İkinciyi düşündüğünü biliyorum, o nedenle sana tavsiyem, burada yazdıklarını rutin koymadan düşünme, yoksa çok zorlanırsın.. Bakınız: ben <3

    | Cevapla
  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir