2 Cities 1 Woman

önyargılar

1 Ekim 2015’ta yazmışım bunu. O sıra bir alman arkadaşım çok kalbimi kırmıştı. Ondandı bu huysuzluğum.

önyargılar

zencilere yok ama kamyonculara var mesela

türklerin almanlara

almanların türklere

türklerin almancılara

almanyadaki türklerin türkiye türklerine

almancı diyeyim mi bana göre hakaret değil çünkü

Bu aralar tahammülsüzüm ben de. İstanbulla ilgili değil. hatta daha çok almanyadakilere bu ara. almanyada olduğum için. milliyetten bağımsız.

almanlar çok mu bencil batı bireyselliği dedikleri bu mu ben ortadoğulu duygusal bir kezban mıyım anlamaya çalışıyorum. ya da hepsi. o yüzden şimdilik bir yargıya varmıyorum. beklemedeyim.

ama bu da beni kendi içime döndürdü. herkes beni sevsin halim geçiyor beni kendi halime bırakın fazım kaldı. komplike insanları istemiyorum etrafımda artık. kendinin bilincinde olmayan, kendiyle yüzleşemeyen insanları. Çünkü onlar yüzleşemedikleri problemleri size atfediyorlar. Çünkü onlar yüzleşseler kendileri alacakları sorumlulukları size yüklüyorlar. Başkasını suçlamak her zaman en kolayı tabi ama sizi bir basamak üste taşıyacak olan kendi sorumluluğunuzu almanız.

Bu arkadaşımla hala iyi görüşüyoruz. İzin verirsem yine kalbimi kırabileceğini biliyorum. Herkesin sınırları var, herkes bunu biliyor.O yüzden sorunsuz devam edebiliyoruz. Ne kadar neyi bekleyebilirim biliyorum. Kendimden vermek istemediğimde artık söyleyebiliyorum. En azından ona karşı. O yüzden iyiyiz yani. Her şey yolunda. Ama zaman içinde ilişkiler de insanın modu da ne kadar değişiyor. O yüzden yayınlamak istedim bunu. O dönemde Almanya’daki en yakın dostumdu. Yeni bir coğrafyada çok kırmıştı beni. Belki İstanbul’da olsak bu kadar umursamazdım. Ordaki dostlarımla kredimiz yüksek. Ama burada öyle olmadı.

IMG_7890

Ama işte her şey öyle böyle yoluna giriyor. Yalnızım diye ağladığım günlerden birinde aslında ne kadar çok arkadaşım olduğunu farkettim. Sadece eski dostlarım gibi değil diye kimseyi saymıyormuşum sanki. Silkinip kendime gelince aslında ne kadar çok arkadaşım olduğunu, onların da zaman içerisinde farklı yakınlaşmalara aslında evrilmekte olduğunu gördüm.

Bremen’de evimizi alacağımız gün notere giderken Vera’yı Caroline’ye bıraktım mesela, taşınırken maaile Birsen’lerde kaldık hatta Birsen’in annesi sağolsun bir gün Vera’ya baktı, Evrim tuttu yardımcı getirdi, Vera hastayken yemek getirdi, Eslem geldi bir gün Vera’yla oynadı, Cana yok zamanından zaman yarattı, annesi her geldiğinde Vera’yı da beni de mutlaka görür Vera’ma Türkiye’den hediyeler getirir, Tina’larla tatile gittik, Katrin’le spontan buluşup duruyoruz, şimdi tek tek saymayayım husumet çıkmasın 🙂 ama ben Bremen’den ayrılırken ordaki durum buydu.

Taşındık bir sürü arkadaşım, bu saydıklarımın hepsi ve daha fazlası beni ziyarete geldi. Gelmeye de devam ediyorlar.

Ben yalnızım diye sızlanırken resmen kapılarımı kapatmışım. İçeri girip çıkan, ona rağmen çokmuş da, ben bir türlü anlayamamışım 🙂 komik komik işler. Neyse 4,5 uncu yıldan bildiriyorum biiiiir sürü arkadaşım var, Alman, Türk, Almancı, Rus, İspanyol, Danimarkalı, Amerikalı, kadın, erkek vs vs vs, Almanya’ı çok seviyorum, bu sene Mart’ta 20 dereceleri bile gördük, pozitif moduma hava bile uyum sağladı. Almanları çok seviyorum, kendimi dünya vatandaşı görüyorum. Türkiye’ye geri dönesim de yok 🙂

Önyargıdan buraya nasıl geldim ben de anlamadım.

Önce kocaman plazalarda çalışan işkolik bir avukattım. Yüksek ökçelerim üzerinde ise tam bir “Sosyal Kelebek“. Sonra aşık oldum, Ale’ye… Evlendim… İstanbul’u bıraktım, Bremen’e taşındım. Bir de baktım “Domestik” olmuşum. Sonra ise anne… Vera’nın annesi… Şimdi yeniden hayata karışma zamanı. Ve işte karşınızdayım, iki şehirden Zeynep, anne, kadın, avukat, insan, okur yazar, öğrenmeye aç, seyahate aşık...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir