2 Cities 1 Woman

Kokular, parfümler, anılar ve daha bir çokları…

Bugün konuk yazarımız @parfumsever‘e kulak veriyoruz. Kendisi kardeşim olur 🙂 kardeşim diye demiyorum ama niş parfümler konusunda çok bilgili, kokular hakkında her gün yeni bir şey okuyorum instagram hesabında. Hakikaten takip etmesi çok keyifli. Size de tavsiye ederim.

1-

Sene 1997, Akmerkezin karşısında İrem’in babasının mimarlık öğrencisi olduğu yıllarda oturduğu eski tasarım mobilyalı ev, kışın soğuk günlerinden.

Durum, gece dışarı çıkan ablam ve tüm arkadaşları uyuyor, bense Edirne’de ortaokulda okuyorum, İstanbul’a gezmeye gelmişim saat öğlen 3 ve kimse hala uyanmamış,

Buzdolabını açtım, o zaman cep telefonum yok, herkes uyuyor, tv açamıyorum, koltukta birileri uyuyor, ablamın çantasını karıştırdım o zaman burberry classic kullanıyor, 1 saat uyanmalarını beklerken durmadan kokladım parfümü, yeni bir şehirde ablamın bilmediğim hayatı ve yeni sımsıcak bir koku çok hoşuma gitmişti, akşamın gece 12 matinesinde lanetli tepe filmini izlemiştik, o saatte sinemaya gitmek o yaşım için inanılmazdı, filmin bitiş müziği Marilyn Manson’dan sweet dreams.

2-

küçüğüm, daha okula falan başlamamışım, anaokulu en fazla, annemin 3-4 parfüm şişesi var makyaj masasında, şekillerini hala çok net hatırlarım, hepsi tam bir kraliçe, barbi bebeklerimden daha çok beğenirim onları, annemin mayka aynasına Alf stickeri yapıştırdığımız dönemler. O parfüm şişeleri Dünya’daki en güzel şeyler sanki, onlarla oynamaya bayılıyorum, çoğu coco chanel no5 yada coco’su gibi eski klasikler gibi kokuyor, kokulara bayılmıyorum ama bir gizem geliyor sanki arkasından. Kokluyorum, oynuyorum, hepsi kokulu insanlar. Sonra ben içimden, neden  parfüm kokmuyorum diye üzülüyorum.

c1b08553c2f1f421dd8b53b97f65bcd6

3-

babam Antalyalı, annem Tekirdağ, ama biz ablam Edirne’de büyüdük, Trakyalıyız. Senede en fazla bir kez Antalya’ya gidiyoruz, oranın şivesine alışana kadar dönüyoruz, o diyar başka kokular diyarı, lavaş ekmeğinden, erik gibi tuzsuz taze çizik zeytinine, yemeğe konulmuş defne yaprağından, patlıcanın benim bildiğimden çok farklı diri diri fesleğenli yapılmış haline, Toros eteklerindeki çamlardan gelen kokulara, kendine özel bir masal kokular diyarı.

bir gün oturuyoruz, yeni çıkan tüğcüklerimi 12-13 yaş bunalımımla dehşetle karşılarken, Bey dağlarından amcamlar kar getiriyorlar, şok üzerine şok, üzerine pekmez döküp yiyoruz yazın ortasında.

4- 

sene 2008 yer kabak koyu shambala, kalacak yerleri göstermek için önde yürüyor görevli 1.80 boyunda 34 beden kap kara yanmış gönüllü çalışan kızcağız, ben de kekik kokusu almış gibi kıza sesleniyorum, burada bir ot kokuyor buram buram tüm arazide nedir bu diyorum, suratıma öyle bakıyor, burada junkie-hippi çoktur diyor yanımdaki o zaman anlıyorum ne olduğunu ve kendi saflığıma kızıyorum, en azından susmayı öğrenmeliyim.

5-

Edirne’ye gitmişim anne, babamın yanına, bir şekilde sevgilim arkadaşlarım biraz uzakta, ailemden biraz uzaklaşmışım, çok seviyorum ama yanlarında canım sıkılıyor işte, hayat çok yavaşlıyor ve bana fenalık basıyor hafiften ilk günlerde, babam hadi karağaç’a gidelim diyor ve yine olin yağ fabrikasının arka yolundan götürüyor.

Arabayı durduruyor arazinin birinin ortasında , yunan radyosundaki şarkıya daha ilgiliyim, inesim yok, iniyoruz ve dikenlerin arasından böğürtlen topluyoruz, en koyu kırmızıları seçip ağzımıza atıyoruz doyana kadar doyunca da, avuçlayıp poşete, ellerimiz kıpkırmızı oluyor, mis gibi böğürtlen kokuyor sonra tekrar tekrar.

6-

şuan

tarabya’da iş yerimdeyim, bir paket fındığı bitiren ağzım fındık, montum ablamın bana verdiği safran, amber ve kakuleli korres parfümü kokuyor. Dişim ağrıyor haftalardır dişçi göremedi, ya apse, ya 20’lik diş, kulağıma yansıyor, yanağım ateş gibi, baya bir işkence anlayacağınız, birazdan galata platfrom’da bir tiyatro’ya gidicem. şimdilik selamlar.

Önce kocaman plazalarda çalışan işkolik bir avukattım. Yüksek ökçelerim üzerinde ise tam bir “Sosyal Kelebek“. Sonra aşık oldum, Ale’ye… Evlendim… İstanbul’u bıraktım, Bremen’e taşındım. Bir de baktım “Domestik” olmuşum. Sonra ise anne… Vera’nın annesi… Şimdi yeniden hayata karışma zamanı. Ve işte karşınızdayım, iki şehirden Zeynep, anne, kadın, avukat, insan, okur yazar, öğrenmeye aç, seyahate aşık...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir