2 Cities 1 Woman

Kırmızı Ruj

Kırmızı ruju nasıl bilirsiniz? ”Seksi, cüretkar, hafif meşrep, iddialı, kendine güvenli” hangisi sizin fikriniz?

Ben kırmızı rujla devrim yaptım desem inanır mısınız?

Almanlar’ın sıkıcı tarzından bahsetmiştim size. Hani Sex and the City’de ve Gossip Girl’de bahsi geçen Park Avenue prensesleri var ya inci kolyeli, kaşmir hırkalı ve saç bantlı, işte o kadar sıkıcı buradaki insanlar.

Ben de geldiğimden beri görünmez olmaya çalışıyorum sanki. Hani hiçbir zaman çok iddialı ve kokoş bir insan olmadım ama benim de kendimce bir tarzım vardı. Mini etek giymeyi severdim, hafif makyajım olurdu, topuklu ayakkabı giymeyi çok severdim, ellerim her zaman manikürlü olurdu, ojelerimi asla soyulmuş görmezdiniz falan filan. Makyajsız çok gezerdim ama dediğim gibi kendimce her zaman bir hoşluğum olmuştur.

Fakat burda zaman içerisinde hepsini bıraktım ve ben de sıkıcı Almanlar kervanına katılmaya başladım yavaş yavaş.

Kadınlığımı ön plana çıkaran bir insan oldum olası olmadım zaten. Gizliden gizliye utandım dikkat çekmekten. Muhafazakar çevrede ve ailede büyümedim ama öyle olmuşum ben de.

Doğumdan sonra yavaş yavaş değişti herşey. Göğüs ucunu saklamayan emzirme sütyeni ile utanmamayı öğrendim önce. Kadın olmak, kırmızı ruj sürmek, kadınlıktan utanmamak, hafif meşreplik değilmiş, doğumdan sonra öğrendim. Biliyordum da uygulamayı öğrendim diyelim. Beğenilmek istemek, dikkat çekmekten utanmamak, illa da isteriklik demek değilmiş. İnce çizgiler varmış hayatta, sadık bir eş, iyi bir anne olarak da kadın güzel olabilirmiş, kırmızı ruj sürebilirmiş, ben sonradan anladım. Başkası baksın diye değil, kendini güzel bulmak için.

Anladım ya yine de çok bir şey değişmedi. Vera’nın yeni kreşinde bir kadın görüyorum. Avukat. Çocuklarımızı bırakırken ve alırken karşılaşıyoruz. Alman ama çok kokoş. Sürekli topuklu ayakkabı giyiyor, makyaj yapıyor, utanmıyor. Bugün saçına çiçekli toka takmıştı mesela. Sıkıcı Almanların içinde öyle geziyor. Bu kadın beni silkeledi resmen.

İstanbul’a geldiğimde Vario’nun vitrininde bir bot denedim, derken içeride hafif topuklu başka bir bot gördüm, Ugg’larımı çıkarıp o botları ayağıma geçirdiğimde Külkedisi’nden Sindrella’ya döndüm. Aynadaki görüntüm beni büyüledi ve o bota değmeyecek bir parayı verip çıktım. Ama o bot bir mihenk taşıydı sanki. Sırf bu manevi anlamı için bile değerdi.

dbbb7de92f2a44d7f39d422d76a6762d

Sonra İrem’e gittim. Mac Ruby Woo rujunu sürdürdü bana, aslında doğumdan sonra Dior’un 999’unu almıştım ben ama elim gitmiyordu aylardır. Kadife taytını giydirdi bana ve deri ceketini. Botlarımı da geçirdim ayağıma ve eski ben oldum. Bir farkla, eski ben o iddialı kıyafete kırmızı ruju sürmezdi. Biraz dikkat çekici olduysa hemen başka bir şeyle silikleştirmeye çalışırdı kendini. En kötü kambur otururdu. Bakın mini etek giyip göğüs dekoltesini de açmak, hem kırmızı ruj hem koyu göz makyajı rüküşlüğünden bahsetmiyorum. Bambaşka bir şeyden bahsediyorum ben, sizin görmedğiniz, benim bildiğim. Kendin için yapmak bütün bunları.

Almanya’ya döndüm. Dün sabah telaşım vardı olmadı ama bugün kırmızı rujumu sürdüm. Diz üstü Bihter çizmelerimi giydim ve markete gittim. Sonra da bizim mahallenin sıkıcı Park Avenue kadınlarının cafesine gittim. Hani Carrie ördek çantasıyla o kadınların mabedinde Mr. Big ile bir ev partisine gidiyordu ya, biraz abartı olacak ama kendimi öyle hissettim. Herkes ama herkes rujuma ve çizmelerime baktı. Oturdum. Yan masadaki kadın sürekli dönüp bakıyordu, ben de döndüm, gülümsedi, ben de ağız dolusu gülümsedim.

Dik oturdum, yemeğimi yedim, gülümsedim, hesabımı ödedim çıktım. Ben bugün kırmızı rujumla devrim yaptım.

Önce kocaman plazalarda çalışan işkolik bir avukattım. Yüksek ökçelerim üzerinde ise tam bir “Sosyal Kelebek“. Sonra aşık oldum, Ale’ye… Evlendim… İstanbul’u bıraktım, Bremen’e taşındım. Bir de baktım “Domestik” olmuşum. Sonra ise anne… Vera’nın annesi… Şimdi yeniden hayata karışma zamanı. Ve işte karşınızdayım, iki şehirden Zeynep, anne, kadın, avukat, insan, okur yazar, öğrenmeye aç, seyahate aşık...

Yorumlar

  • Özlem Varli

    Selam…yazilarinizi okumak benim icin gercekten bir kahve molasi keyif zamani oldu…bende yazmayi cok severim..ve sizden ilham almaya basladim sanirim bende bende nidalariyla:))))) isvicreye 2009 yili Mart ayinda geldim..istanbuldan..suan cok farkli ama tam olarak beni yansitan bir stilim var…buralardaki alman ve isvicreli kadinlarin zevki malum…kendiniz oldugunuzda yani ne istanbuldaki gibi kokos nede burdaki gibi köylü…uyum icinde biraz ondan biraz bundan..iyi bir kombin cikiyor hep…veee kirmizi ayni ruj..favorim:))bayildim yaziniza hislerimin tercümani oluyorsunuz …okudugumda hissettiğim sey bu..sevgiyle kalin….

    | Cevapla
  • Geri İzleme: Haftasonu | 2 Cities 1 Woman

  • Geri İzleme: Madrid’de Bir Haftasonu 1 | 2 Cities 1 Woman

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir