2 Cities 1 Woman

Kendini Taktir Etmek Üzerine

Yabancı Bir Ülkede ve Yalnız Çocuk Büyütmek üzerine yazım hakkında biraz daha açıklama yapmak hasıl oldu. Çok sevdiğim bir arkadaşım bana biraz alınmış. O yanlış anladıysa başkaları da anlamıştır diyerek bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Öncelikle yazımın başlığı yurtdışında ve yalnız çocuk büyütmek olduğundan ve ben geçen yaz instagramda bakıcılarınıza hasetleniyorum 🙂 (bu abartılmış bir şakadır) yazdığımdan bütün bunlar birleşip sanki ben bakıcılı annelere sinir oluyormuşum ve yazımı sadece yurtdışında yaşayan ve yalnız olan anneleri savunmak için yazmışım gibi bir algı oluştu sanırım.

Aslında yazdığım yazı hepimiz için geçerli bir yazı, Türkiye’de yaşayan, yurtdışında yaşayan, anne olan, olmayan, hepimiz, tüm kadınlar. Hepimizin üzerinde inanılmaz bir baskı var. Ve biz bazen boğuluyoruz. Derdimizi paylaştığımızda şikayet gibi algılanıyor daha çok baskı görüyoruz.

Bakın Türkiye’de hepimizin içerisinde büyüdüğü ve kanıksadığı, içselleştirdiği bir gerçek var. Biz kötü muameleyi motivasyon sanıyoruz. Ben 6. sınıftayen birinci dönem Almanca sınav sonuçlarım 1’di. Zayıf yani. Çok sevdiğim dünya tatlısı Almanca öğretmenim Ayşe Öngören beni geçirdi. Kanaat notuyla 2 verdi bana. Tanımaz etmez, torpil yok. Çok şaşırdım. Çok mutlu oldum. Ondan sonra hayatım boyunca Almanca’dan 3’ün altında not almadım. Hocama mahçup olmayayım diye. Ayşe Öğretmenim çok büyük bir istisna bu ülkede. Genel görüş ben önce bir sıvayayım, kişi ona göre ayağını denk alsındır. İşyerinizde performans notlarınız 90’ının altına düşmezken, vazgeçilmez elemanken patronunuzun sürekli size mobing yapması işte bundandır. Aslında onun gözünde yaptığı mobing değildir. Aklınca liderlik etmektir. Siz de sanırsınız ki hep kovulacaksınız. İşte o yüzden çalışırsınız ama ilk fırsatta da başka br iş bulsam da gitsem diye bakarsınız.

Bu bana alınan arkadaşım var ya şaka gibi güzel bir kız. Uzun boylu, manken gibi. Akıllı, işi gücü yerinde, ailesi çok varlıklı, bir o kadar da mütevazı bir insan. Ama bu özelliklerinin hiç farkında olmadı. Neden biliyor musunuz, onun bu güzel özelliklerine öven değil sadece eksiklerini yüzüne vuran arkadaşları yüzünden.

Benim bacaklarım baya güzeldir. Ben liseye kadar bacaklarımı yamuk sanıyordum çünkü birileri sürekli bana bacalarımın yamuk olduğunu söylüyordu. Hatta çok net hatırladığım bir sahne var, üç kişiyiz, ben 8. sınıftayım, bir kız bana senin bacakların ne güzlemiş diyor, diğeri de hayır canım onun bacakları yamuktur diyor. Bizde o zamanlar ”hayır benim bacaklarım yamuk değil” demek kendini beğenmişlik eddedildiğinden ses de çıkaramazdık.

Daha örnek vermeme gerek var mı? Hepiniz bunları kendi hayatınızdan bilmiyor musunuz? Hepimiz yetersizlik hisleri ile çevrili değil miyiz?

Şimdi bir de anne olunca, bir insan yetiştirirken bu eleştirileri duyduğunuzu düşünün. Kendiniz neyse de canınızdan çok sevdiğiniz evladınızı hunharca eleştiriyor insanlar, sizi, anneliğinizi, onu yetiştirme tarzınızı. Bunu pek çok kişi kötülük olsun diye yapmıyor. Çoğu zaman da en yakınlarımız yapıyor, annemiz, babamız, kardeşimiz, kocamız, arkadaşlarımız vs.

67af6b2daf6aa86590ad181f9ac3ec85

Bremen uçağı İstanbul’a 18:30 civarı iner. Tam akşam yemeği vakti. Ben de uçaktan inerken bir ekmek rica eder Vera’ya veririm. Valizleri beklerken falan idare eder o onu. Şimdi düşünün ben tek başıma valiz, bebek falan çıkıyorum havaalanında. Söylenmiyorum, hayatımdan memnunum. Beni havaalanına almaya gelen yakınımın ilk tepkisi bu çocuğa niye doğru düzgün bir şey yedirmiyorsun sen? Ekmekle çocuk mu beslenir? Sonra da işte şikayet ediyor oluyorsun, o zaman çocuk yapmasaydına kadar varan laflar işitiyorsun bir de. Tablo ortada, açıklama yapmama gerek yok sanırım.

Annesinin yanına gidip 3 ay kalıp, sonra da annesi ona gelip üç ay kalıp arada bir ay yalnız kalınca ”ne var hepimiz yalnız büyütüyoruz diyen’‘ annelere kırılıyorum evet. Ama onların anneleri var veya bakıcıları var diye değil. Yaptıklarında yanlış bir şey yok. Benim de annem olsa ben de öyle olurdum. Ve annesiyle bu şekilde çocuk bakarken de hayatı zor. Zaten burda hepimiz hemfikiriz. Ben onlara ne sızlanıyon lan annen var işte demiyorum. Desem kırılırlar, üzülürler.  O zaman siz niye bana dönüp ne söyleniyon lan ben de yalnızım diyorsunuz? Ben işte bu anlayışsızlığa kırılıyorum/kızıyorum. İşte geçen günkü yazımda bir kızgınlık varsa bu empati yoksunu insanlara kırgınlık/kızgınlık vardır sadece. Ama çok da önemli değil. Yoksa ben Eylül’de İstanbul’a geldiğimde çoktan anladım ki bakıcı da olsa anne de olsa bu iş zor, benim burdan gördüğüm gibi değil. Çalışıyor olmanın, uzaklaşmanın rahatlığı yanında vicdan azabı da var. Bakıcının kaçması, bakıcının/annenin çocuğa çikolata yedirmesi, yedirme dediğin halde, lafını dinlememesi, televizyon izlettirmesi, anlayacağınız var da var. Siz zaten bunları da biliyorsunuz. Anne evin müdürü. O olmadan herşey zıvadan çıkıyor.

Anne olmak, kadın olmak her yerde zor ve herkesle zor. Bir o kadar da güzel. Dünyanın en güzel şeyi. Kadın olmak da anne olmak da. Kimse bize empati yapmıyorsa, biz kendimize yapalım. Çocukla, çocuksuz, evli, bekar, neler başardığımızı unutmayalım. Hepimiz ayakta kalmış, dimdik kadınlarız. Bütün dünya bizim üzerinize gelirken biz birbirimizin üzerine gitmeyelim, ama en önemlisi biz kendimizin üzerine gitmeyelim.

Ben dünkü yazımda şikayet etmiyordum. Çünkü artık hayatım zor değil. Vera kreşe başladı. Bir sürü arkadaşım var. Blogum var. Kendi hayatım da var yani. Ama ilk bir yıl çok zordu. Geçti, Hala zorluklar var elbette ama artık başka türlü. Şimdi biraz rahatlamışken ben yine başladım kendimi eleştirmeye, Almanca’yı doğru düzgü öğrenemedin, ehliyet alamadın, sürekli hastasın bilmem ne… Bunu yapmayalım işte kendimize. Şimdi Vera kreşte diye, haftada iki gün boş vaktim var diye herşey nasıl mükemmel olsun? Hala sürekli alışveriş yapılmalı, yemek yapılmalı, ev toplanmalı, çamaşırlar yıkanmalı, çocuk kreşten gelince sadece onunla vakit geçirince geri kalan herşey o iki güne kalıyor. Zaten o da yarım gün. Ne bekliyorum kendimden? Ne bekliyoruz kendimizden? Biz kendi canımızın kıymetini bilmezsek kim bilecek? Biz kendimizi taktir etmezsek kim edecek? İşte o yazımın özü budur, bırakın kendinizi dövmeyi de, o vakti kendinizi sevmeye ve taktir etmeye ayırın.

Önce kocaman plazalarda çalışan işkolik bir avukattım. Yüksek ökçelerim üzerinde ise tam bir “Sosyal Kelebek“. Sonra aşık oldum, Ale’ye… Evlendim… İstanbul’u bıraktım, Bremen’e taşındım. Bir de baktım “Domestik” olmuşum. Sonra ise anne… Vera’nın annesi… Şimdi yeniden hayata karışma zamanı. Ve işte karşınızdayım, iki şehirden Zeynep, anne, kadın, avukat, insan, okur yazar, öğrenmeye aç, seyahate aşık...

Yorumlar

  • Ogrenen Anne

    Ben de diyecektim sen kendine çok yükleniyorsun, başkalarını neden bu kadar önemsiyorsun, uzakta olmanın tadını çıkar diye 🙂 Sen de demişsin zaten kendine son paragrafta.

    | Cevapla
  • Duygu

    canim beybim benim
    tika kulaklarini! senin yasadiklarini bir tek sen biliyorsun, benzer seyler yasayan bizler de sadece anlayabiliyoruz. dert etme, takma kafana… bana boyle dediklerinde dinlemedim, ben kendimi yedim. sen yeme! ozgur ol, rahat ol! ve bence uzakta cocuk buyutmenin tadini cikar. yerinde olmak isteyecek biiiir suru anne vardir, emin ol buna!

    | Cevapla
    • 2 Cities 1 Woman Yazının Yazarı

      aynen canım. Ben bir süredir tadını çıkarmaya başladım aslında. Geçen aylarda Ale’ye iyi ki çalışmıyorum bile dedim. Zaman çabuk geçiyor, hayat kısa, kuşlar uçuyor, kızanlar büyüyor 🙂 ama işte bazen darlanıyor insan 🙂

      | Cevapla
  • Yasemin

    Zeynepcim bence yazdiklarina alinilacak hicbir sey yoktu, ama iste farkli bakis acilari oluyor farkli yasamlar, farkli mekanlar nedeniyle… Rahat zamanda uzun yazmak istiyordum ama simdi yazayim biraz. Anne degilim ama burada tek basima yaptiklarim, yapabildiklerim, yapamadiklarim, zorlandiklarim, duzelttiklerim, bazen takdir edildi, bazen edilmedi ama ufak seylere artik kulagimi tikamayi ogrendim. Anne olunca da umarim oyle yapabilirim. Yazdiklarin bana yol gosteriyor, gercekten. Mesela bazen uyduruk yemekler yapiyorum burada, evde olan seylerle birseyler cikarmaya calisiyorum. Ya da ev istedigim kadar duzenli olmuyor. Ama sonra diyorum ki, bu kadari bile iyi aslinda, cunku her seyi kendimiz yapiyoruz ve bu cok guzel bir duygu, kendi kendine yetebilmek. Esimle birlikte bircok seyi kendimizin yapmasi hosumuza gidiyor. Ev islerini tamamen yari yariya yapmasak da gene de fena sayilmayiz bu konuda. Evden calisiyorum cogu zaman, en zoru da is ve ev islerini ayirabilmek ayni mekanda benim icin. Herkesin, her yerin kendine gore zorluklari – ‘challenge’lari var tabi. Bu sene tamamen yeni bir yere tasindik, tekrar her seye alismak… Bunlar aslinda dusundugumuz kadar kolay degil. Biraz da surekli, isteyerek, istemeyerek, iyi niyetle baskalarinin yaptigi yorumlardan uzak olmak iyi geliyor! Sen de tadini cikar her seyin, anneligin, ozgurce bazi seyleri uygulayabilmenin. Acikcasi bazen dusununce burada anne olma fikri zor geliyor, tek basima nasil yaparim diyorum, ama sonra da anliyorum ki, bunun da iyi yonleri olacaktir, zorluklariyla birlikte… Neyse, daha konusacak cok sey var aslinda 🙂 Kendimi durumumdan kesitler buldum demistim yazilarinda, iste boyle. Tekrar tesekkurler. Epey zamandir gorusmemis olsak da, yazdiklarini okudukca kendimi sana cok yakin hissediyorum ve butun yazdiklarinin, yaptiklarinin degerini bilen biri var uzakta, bunu bil 🙂 Sevgiler.

    | Cevapla
  • Özlem Varli

    Selam…cok tesekkürler harika bir yazi…annesi olmayip birde uzaklarda cocuk büyütmek aslinda mesele bu…ben hala cok kiskaniyorum…bu eksiklik hic birseyle dolmuyor..bardağin dolu tarafina bakalim..kendimize güvenimiz daha da artsin…beceriyoruz bu isi hemde cok iyi:)))sizde öyle harikasiniz…ehliyetde olur almancada olur…kizanlarda büyür:)))benim canosum bu yil kindergartene basliyor..bende biraz calisabilirim belki planlari yapiyorum:))gecen zaman calismadan onunla beraber olmak günümüz kosullarinda büyük nimet…değerini bilelim:))bundan sonrada belki hastanelere dönüp tekrar cocuk hemsireliğine devam edebilirim…hayat ne sürprizlerle dolu…bizim icin planlari oluyor:)))

    | Cevapla
  • Aslihan Kiyunat Yigitbasi

    Ben de yakin zamanda yurtdisinda yasama macerasina atilacagim diye blogunuz oldukca ilgimi cekti, okuyorum bir kac gundur yazilarinizi … Bu yazida en cok Ayse hocanin tatliligini hatirlayinca sevindim☺️ Dunya kucuk, dertler ortak gorunen o ki!
    Not yazmadan gecmek istemedim,
    Sevgiler
    Aslihan

    | Cevapla
    • 2 Cities 1 Woman Yazının Yazarı

      çok iyi yaptınız. Ayşe Hoca’yı nerden tanıyorsunuz? Siz de EAL mezunu musunuz yoksa? Hayırlı olsun. İşte her yerin kendince avantajları dezavantajlar var. Başlangıçta zorlanıyor insan ama mutlu olmaya karar vermişse heryerde mutlu oluyor.
      Sevgiler,

      | Cevapla
      • Aslihan

        Evet EAL ortaokuldan mezunum. Umarim biz de mutlu olma kararimizi surdurebiliriz ☺️ Yazilariniz bana da moral oldu, biz de Hollanda’da yasayacagiz…Daha cok yazilarinizi okumak dilegiyle
        Sevgiler
        Aslihan

        | Cevapla
  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir