2 Cities 1 Woman

Jacob de Zoet’in Bin Sonbaharı

Ben aynı anda birden fazla kitap okuyanlardanım. Bebek sahibi olmak kitap okuma oranımı çok da fazla azaltmadı. Vera’yı uyutmaya çalıştığım zamanda kitap okursam hem fenalık geçirmem hem de o andan keyif alırım diye düşündüm ve Vera sonrası kitap seanslarıma başladım.
Eski blogumda sofistike kitap yorumları yapamadım. Şimdi daha özenli olmak istesem de yine çok sofistike olmayacak maalesef ama biraz daha fazla bilgi vereceğim elbette.

Türkiye’den dönerken havaalanında Haruki Murakami’nin son kitabını almıştım. Bakınız şurada bahsetmiştim. Arada onu okuyunca bu kitap elimde süründükçe süründü ve nihayet bu akşam bitti. Tesadüfen Japonya’da geçen iki kitabı üst üste okuyunca yine Japonya gezi planları yapmaya başladım. Bu okuduğum ikinci David Mitchell kitabı. İlki Bulut Atlası‘ydı.

sonbahar

Yine içime bir hüzün çöktü. Bu sefer 1700’lü yıllardayız. Holldanda’nın üç karış toprağıyla nasıl da güçlendiğini hatırlıyor, emperyalizme lanet ediyor ve Japonlara tekrar saygı duyuyoruz. Gerçi eski samuraylardan kim kaldı? Bulut Atlası kadar olmasa da yine etkileyici bir insanoğlu zalimliği ve açgözlülüğü eleştirisi. Başlangıçta yavaş ilerlese de kitabın ortalarına doğru birden olaylar gelişiyor ve su gibi akmaya başlıyor. Daha fazla spoiler vermeden susup kitabın göğsüme oturmuş sonu üzerine derin düşüncelere dalmak ve kitabı hazmetmek için izninizi rica ediyorum.

İyi geceler.

Önce kocaman plazalarda çalışan işkolik bir avukattım. Yüksek ökçelerim üzerinde ise tam bir “Sosyal Kelebek“. Sonra aşık oldum, Ale’ye… Evlendim… İstanbul’u bıraktım, Bremen’e taşındım. Bir de baktım “Domestik” olmuşum. Sonra ise anne… Vera’nın annesi… Şimdi yeniden hayata karışma zamanı. Ve işte karşınızdayım, iki şehirden Zeynep, anne, kadın, avukat, insan, okur yazar, öğrenmeye aç, seyahate aşık...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir