2 Cities 1 Woman

İstanbul’da Neler Yaptım?

Cuma akşamı saat 19:00’a doğru inen uçağımdan korkuyla Beşiktaş’a doğru yola çıktım. Neden mi korktum? Elbetteki cuma trafiğinden. Fakat çok şanslıydım ki korktuğum kadar kötü olmadı ve çabucak vardım Beşiktaş’a.

Kardeşim ve erkek arkadaşı ile kısa bir Nişantaşı gezisi yaptık. Biber’de dışarıda oturup ördek rulo atıştırıp Bomonti içtik. Neden Biber derseniz özel bir sebebi yok, orada yer bulduk. Hatta bu ikinci gidişim oldu. İlk gidişim gelinlik provası sonrası kızlarlaydı. Mayıs 2012 falandı herhalde 🙂

Bana en ilginç gelen sürekli birilerinin dilenmesi veya birşeyler satmaya çalışmasıydı. Hayır Suriyeliler miydi bilmiyorum. Ben Nişantaşı’nda bir cafe önünde oturmayalı en büyük değişiklik bu olmuş. Bendeki değişiklikse süslü kızları garipsemem oldu. Burada sadeliğe gözüm çok alışmış sanırım bazı insanlar bana abartılı süslü geldi.

Cumartesi sabahı ilk iş Les Ottoman Hotel’de yer alan Caudalie Spa’da masaja gittim. Zaten gitmeden kardeşime randevu aldırmıştım. Almanya’ya taşınmadan önce çok sık hamama ve masaja giderdik biz burada. Hatta düğünümüzü burda yapma fikri de bu yüzden sıcak geldi sanırım bize. Bu arada hamam veya masajın da çok iyi bir hediye alternatifi olduğunu söylemeliyim.

Burada filtre edilmiş denizsuyu havuzunu ve diğer spa olanaklarını da kullanabiliyorsunuz. Benim sadece iki günüm olduğundan havuzla zaman kaybetmedim 🙂 Sauna da zaten sevmem üstelik cildime de iyi gelmiyor ama bağışıklığı artırdığını duyunca bundan sonra girmeye karar verdim. Alt tarafı ne yaptığımı anlatacağım dallandı budaklandı konu 🙂

O harika masajın ardından dinlenme odasındaki ısıtılmış taş yatağa uzandım, ödem attırıcı çayımı getirdiler, solumda Türkçe gazeteler dizi dizi. O anki huzurumu ve şükran duygumu anlatmanın tarifi yok. O Spa’dan çıkınca hemen eve dönsem bile yeterliydi benim için zira şu yazımda da belirttiğim gibi Bremen’deki Spa’ların, Swiss Hotel bile olsa, Istanbul’dakilerle uzaktan yakından alakası yok.

mercimeklikofte
Sonra Bebek’e gittim. Önce Kantin’de mercimek köftesi yedim. Limonu eksikti, neden istemedim bilmem. Erişte ve elmalı kurabiye aldim. Erişteyi Bremen’e kadar taşıdım ve tam pişireceğim gün gördüm ki küflüymüş. Hayal kırıklığım büyük oldu ama daha büyüğü instagramda yazmama rağmen beni sallamamaları oldu. İnsan bir kusura bakmayın der.
Neyse, Elmalı kurabiyemi çayla kuaförümde yedim. Artık aklınıza ne gelirse Yıldırım Özdemir’de yaptırdım, çıktım. İstanbul’un açık ara en iyi ve hızlı saç keseni desem abartmış olmam.

İki de arkadaşımla görüştüm o sırada. Biri beni görmeye geldi, biriyle de tesadüfen karşılaştık 🙂
Çıkışta Nişantaşı’na gidip MOC’ta taze öğütülmüş kahve denemek istiyordum. Zira hem bir videoda içtiğimiz kahvelerin aslında bayat olduğunu izlemiş, öğütülmüş bir kahvenin bir hafta içerisinde içilmesi gerektiğini öğrenmiş hem de Zeynep’in şu yazısı ile iyice meraklanmıştım. Papa ve trafik sagolsun gidemedim. Ben de bari Akmerkez’e gidip alacaklarımı halledeyim dedim.

O gün buluşacağım başka bir arkadaşım da Akmerkez’deymiş meğerse onunla da orda buluşup işlerimi halletim. Tam acıktık, akşama çok var biraz atıştırsak mı cümlesini kurduğumuzda Brasseri Cognac’ın önünde olduğumuzu gördük ve daldık içeri. Ortaya ahtapot ızgara ve keçi peynirli kiş söyledik. Garson prosecco almaz mısınız deyince sizi kıracağımıza alalım bari deyip kısa günün karı bir de keyif de yaptık.
icecek

Söylediğiniz iki başlangıcın da inanılmaz lezzetli olduğunu belirtmeliyim. Özellikle kişin hastası oldum. Sonra kardeşimin evine gidip biraz dinlendik. Akşam yemeği için Karaköy’deki Naif’e gittik. Onu da başka postta anlatayım artık çok uzun oldu.

Yorumlar

  • Geri İzleme: Eatly, Zorlu, Godiva ve MOC | 2 Cities 1 Woman

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir