2 Cities 1 Woman

İstanbul

Mart sonu Türkiye’ye gittik ailecek. Havaalanından araba kiralayıp Edirne’ye vardık. Yolun yarıdan fazlasını ben kullandım. Gece, yağmurlu hava, arkada Veruş oturuyor, epey gerildim valla. Hayır henüz Alman ehliyetimi alamadım. 29 Nisan’da sınavım ama Türk ehliyetim var şükür. Edirne’de de hep ben kullandım. Araba kullanmayan son mohikan olunca böyle oto boka gururlanıyor işte insan ne yapıcaksın.

Bir haftanın sonunda saat 14:00’te Edirne’den yola çıktık. 16:00’da Mahmutbey gişelerden geçtik, 18:30’da Kağıthane Kemerburgaz sapağından mecburi çıkış yaptık. O ne trafik. 15 seneden fazla yaşadım İstanbul’da öyle trafik görmedim. Arabayı Ale kullandığından Vera’yı eylemek bana kaldı. Sanırım iki saat boyunca hiç susmadım. Zavallı evlatçığım da iyi idare etti ama 4,5 saatin sonunda artık dayanamadı yaygarayı koyuverdi. Neyse Kemerburgaz’da çok sevdiğimiz bir tanıdıklarımızın bir süre misafiri olduk da kendimize geldik. Sağolsunlar vallahi.

Gece onda yola çıkıp onbir buçukta arkadaşlarımızın evine vardık. Evet teröre yenilmedik İstanbul gezimizi iptal etmedik ama Beşiktaş’ta oturan kardeşimde kalmaya tırstık. Ertesi gün Ale Bremen’e döndü biz de Edi’yle Büdü yani Veruş’la ben kaldık baş başa. Aslında kalabaydı ev de sorumluluk babında.

IMG_2997

İlk haftamız kan ter göz yaşıyla geçti. Annelik dediğin beklentiyi düşürmek ve yeni hayat tarzına alışmak demek aslında. İnsan tam alıştı sanıyor, çocuğun yeni bir dönemi başlıyor, hoop yeniden alışma süreci. Evet Vera zor bir çocuk değil ama çocuk. Hele de düzen bozulunca tek başına kalınca her şey daha da zorlaşıyor. Malum İstanbul da çocukla kolay şehir değil. Terör korkusundan kendimizi de kısıtladık. Gerilmeyelim diye uykusuna da karışmayacağım dedim her gece dokuz bucuk onda uyudu, haliyle bana zaman hiç kalmadı. Bir yere gidemedim, gitsem gittiğim insanla iki çift laf edemedim. Ağlama krizlerine girdim, ertesi gün dönmeye kalktım, niye geldim ki ben dedim falan filan.

İkinci hafta bir yardımcı buldum, daha doğrusu ilk hafta bir gün gelmişti ama Vera bana yapışınca gelmesine gerek yok diye düşünmüştüm. Bu kadar değişikliğin içinde Vera’yı da yalnız bırakmak istememiştim ama pazar gününden sonra kızı çağırmaya karar verdim. Pazartesi bir kuaföre gittim, vapura bindim falan az insana dönüp rahatladım biraz.

Neyse iyice darlamayayım sizi de biraz naif bir şekilde beklentiyle gitmişim ben İstanbul’a. Bir hafta sürdü beklentimi düşürmem. O arada çok sevdiğim ve bizi çok seven bazı insanların kalplerini de kırdım verdiğim sözleri tutamayarak 🙁

Fazla gerildim, kendimi çok eleştirdim, yoruldukça karar verme ve organizasyon becerimi kaybettim, kaybettikçe kendime çok kızdım kendimi çok eleştirdim, kendimi eleştirdikçe kendimi daha az sevmeye başladım ve daha depresif ve güvensiz oldum.

Arabada kemer taktırmama krizleri, uyku saatinde kendini Bağdat Caddesi’ne atma çalışmaları ve bana yapışık yaşama dışında Vera da mutluydu aslında. Sürekli pilav yedi, akşamları yatmak bilmeyip sabahları kalkmak bilmedi 🙂 kutlu doğum haftası sebebiyle de bol bol pasta yedi. Daha ne olsun di mi 🙂

Ama yine de hava şahaneydi, İstanbul’u çok özlemişim, bazı arkadaşlarımı az da olsa gördüm, kardeşimi de çok az görebildim. Kimseye doyamadık, kimse de bize doyamadı döndük. Buna da şükür ne yapalım.

Bu arada hala bana yapışık. Bugün bir yemek yapışım var görmeniz lazım. Bacağımda koala.

Yeni seyahatimize bir aydan az zaman kaldı. Yine yalnız gidiyorum. Beklentimi epey düşürdüm ama bakalım nasıl olacak?

Dönüş yolunda da bebeğim şahaneydi. İki istisna dışında. Koridorda koşturmak istedi, hostesler izin vermedi, yerinde tutmaya çalışmam ve yine başka bir sebeple yine yerinde tutmaya çalışmam sebebiyle ağlama daha doğrusu ciyaklama krizine girdi. Çok sakin kaldım, hiç bağırmadım, aferin bana. O da bir süre sonra sakinledi. Aslında ben inatlaşmasam bu kadar ağlamazdı ama ben de millet rahatsız olmasın diye geri adım atmak istemedim. Bu gibi durumlarda çok uzun süre ağlamaz onu biliyorum, ikincisi çok sık uçak yolculuğu yapıyoruz bir istisna yaparsam gerisi gelir o yüzden bir defa ağlaması her seferinde cozutmasından iyidir benim nazarımda.

Öyle böyle geçti işte zaman. İki gün öncesine kadar ben bir daha Vera’yla İstanbul’a gitmem diyordum ama güzel havayı düşündükçe, burada da hava soğudukça şimdi toplanıp gidesim geliyor 🙂

Geçen gün yazdığım mutluluk postu uzun sürmedi. Mutsuz değilim de işte adı neyse bir şey var bende bir süredir. Evinde kaldığım arkadaşımla konuşuyorduk ”bazen depresyondayım da ben mi anlamıyorum acaba” dedim, o da yok depresyonda değilsin de çok yorgunsun” dedi. Öyleyim galiba. Bir de çalışmamaktan fazla düşünüyorum sanırım. Bir de geçen yaz hoş olmayan bazı arkadaşlık tecrübeleri yaşadım. O zamandan beri sanki buraya yani Bremen’e, Almanlar’a karşı bir direnç oluştu bende.

Şunca senelik bir sürü dostum olmasa, kendimden şüphe edeceğim şeyler yaşıyorum hayatımda. Burada tanıştığım insanlarla. Bir değil iki değil. İnsan bir yerden sonra ben ne hata yapıyorum acaba bende mi bir anormallik var diye düşünmeye başlıyor? Allah’tan burda tanıdığım benim kafadan bazı insanlar var da hala normal olduğumu düşünebiliyorum.

Yalnızım diyorum bazen aslında ama bakıyorum güzel arkadaşlıklar kurmuşum. Fakat burada ancak kendi kıçımızı toplayabiliyoruz biz aslında. İstanbul’a gittiğimde daha net görüyorum, öyle farklı ki çocuklu insanlar olarak buranın ve oranın dinamikleri. Burda hiç kimsenin kimseye faydası yok. Biz karı koca hasta olunca baby sitter çağırdık eve hem bize çorba yapsın hem de Vera’yla ilgilensin diye düşünün. Arasam bize çorba yapıp getirir misin diyecek arkadaşlarım var ama biliyorum ki onlar da tek başlarına çocukla bütün zamanlarını ayarlamışlar. Almanlar disiplinli ve programlı olmak zorunda. Biz de öyle olduk. Türkiye’ye gittiğimde bu konularda ne kadar değiştiğimi gördüm. Mecbursun çünkü bu değirmen başka türlü dönmüyor. Tek başına olduğunda, tek başına çocuk yetiştirdiğinde programlı ve disiplinli olmak zorundasın.

Sonuç olarak kırk yıl düşünsem arkadaşlarımla asla yaşamam dediğim problemler yaşadım burada. 32 yaşından sonra habitat değiştirince kendi fanusunuzdan çıkıyorsunuz ya, normalde asla muhatap olmayacağınız insanlar da karşınıza çıkmaya başlıyor. Dur ne oluyor diyene kadar size zarar vermiş gidiyor bile oluyor.

Neyse işte bir süredir ben iyi değildim. Buraya da yazmak istemedim. Çünkü yaşadığım şeyler sebebiyle mesela sanki herkes benimle ilgili yalanlar söylüyormuş, sanki herkes arkamdan konuşuyormuş gibi paranoyaklık hissediyorum diyorum, hop alakasız bir yerde bir tanıdığımla tartışırken ”sen paranoyak olmuşsun” diyor bana ya da hiç tanımadığım bir insan şurdan okuduğu iki satırla, üstelik benim kendi yazdığım itirafımla bana laf sokuyor. Burada dertleşince insanlar ağzına geleni söyleme veya pozitif eleştiri yaptığını sanırken karakter analizi, genelleme vs Allah ne verdiyse takılma hakkı görüyorlar kendilerinde. O yüzden blogdan da koptum, uzaklaştım.

Şimdi biraz silkelenme zamanı. Bu kadar sızlanmak yeter. Dün koşmaya başladım. Koşma motivasyonumu Sia’da buldum 🙂 Aradığm cevaplar hep doğada. Yine buldum cevabımı. Ben iyiyim, aslında bir derdim yok. Sadece doğadan, kendimden uzaklaşmamalı ve doğru düzgün beslenmeliyim. Doğru düzgün nefes almalı, biraz meditasyon yapmalıyım. Özetle vücudumdaki toksinlerden kurtulmalıyım. En önemlisi de bunu sürdürülebilir kılmak. Bir de eskisi gibi gamsız olmak istiyorum yeniden. Çocuklu bir insanın gamsız olması mümkün mü?

Merhaba, Ben iki şehirden Zeynep. Kalbimin çeyreği 5 yıl önce ayrıldığım İstanbul'a ait. Sekizde biri büyüdüğüm Edirne'ye, geri kalanı da Vera kuşuma ve beyimle paylaştığımız evime sonra da Almanya'ya. Avukatım, Vera kuşumun anasıyım, beyimin karısıyım, büyük hayalciyim, çok gezerim, çok okurum, çok yazarım, bazen çok konuşur, bazen hiç konuşmam. Bazen şahane yazarım, bazen saçmalarım. Burası da benim her telden çaldığım kişisel günlüğüm gibi bir şey.

Yorumlar

  • Jade

    Yurtdışında belli bir yaştan sonra yaşamaya başlayanların, daha doğrusu vizyonu, kariyeri, sosyal hayati olup da “aşkının peşinde herşeyi arkasında bırakıp”terk-i diyâr eden naif kalplilerin, yıllar geçtikçe içinde bulunduğu hayata aslında ne kadar yabancı olduğunun arada bir dank dank diye duygu seli yaşama sendromları gibi. Bu yazı uzarrr gider. Yazmak istedikçe cümlenin sonunu getirip nokta koyamadığımı fark ettim! Ben Rotterdam’dayım. Vera’yı kapıp gelebilirsin mesela. Planlar, planlar…

    | Cevapla
      • Sanem

        Jade yorumun ne eksik ne fazla. Daha bu sabah Istanbul burnumda tutuyor diye agladim sonra biraktigim gibi degil dedim ama ben buraya da ait hissetmiyorum dedim. Iki arada bir derede. Gamsiz olmayi ozledim ben de.. Kopenhag’tan sevgiler 🙂

        | Cevapla
  • Seda

    İstanbul’da10 aylık Bebek’le “tatil” yapıp Londra’ya dönen yeni “ev hanımı” beni
    anlatmışsın arkadaşım! Umarım hepimiz bir an önce toparlanırız. Öpüyorum!

    | Cevapla
    • 2 Cities 1 Woman Yazının Yazarı

      iyiyiz iyiyiz arada down oluyoruz ne yapalım annesinin dizinin dibinde bakıcılarla çocuğunu büyütenler bile bunalımda biz nasıl zaman zaman olmayalım 🙂

      | Cevapla
  • Secil

    Merhaba Zeynep, hissettiklerinin cogunu en son Istanbul seyahatinden once ve sonra ben de dusundum . Her an valizimi alip donesim var ama oradayken de bazen olanlari film izler gibi cok uzaktan izledigim hissine kapildigim anlar olmuyor degil . Aklimin yarisi orada yarisi burada .Belki biraz daha zamana ihtiyac var bazi dengeleri saglamak ve bazi yanitlari bulmak icin, belki de cok zorlamamali insan hayati , bunlar benim kendime soyledigim seyler , su an yuksek sesle dusunuyorum aslinda . Bu aralar cok sevdigim bir siirle bitireyim bu maili , bana iyi geliyor Birhan Keskin Fakir Kene den ” … Buraya umutlu gunler koydum , simdilik uzak gibi gorunuyor, ama kimbilir , birazdan uzanip dokunursun ” ..
    Sevgiler

    | Cevapla
  • emel

    Bu aralar ayni ruh halindeyim. Yorgunlyj tukenmislik hissi. Yorucu baska bir ulkede yalniz olmak…kultur catismalari ustune cocuk iyice yoruyor. Saglikli beslenme karari aldim ben de. :/

    | Cevapla
  • ogrenen anne

    of nasıl dolmuşsun.. okurken canım sıkıldı, keşke yakın otursaydık.. kızların da yaşları yakın, ben kendimi övmek gibi olmasın ama öyle sorunlu, alıngan biri de değilim, iyi gelirdim şimdi sana 🙂 zeynep burdan yazınca insan demek istediğini tam anlatamıyor ama çok daralma, çık evden doğaya, verayı alman gibi kurallı yetiştirmekten vaz geç, yarısı türk bizim çocukların olmuyor işte, bırak zırlayan türk bebesi oluversin bişicik olmaz, dediğin gibi genelde mutlu bir çocuk, güzel gelişiyor, daha ne boşver.. Bunları çok bilmişçe yazıyorum ama aynısını inan ki ben de uygulamaya çalışıyorum 🙂 Kendime de yazdım yani. Açıkcası türkiyeye sık gitme taraftarısın sen ama ben tam tersini önereceğim, türkiye ve almanya çok zıt kutup ve çocukları da bizi de çok yoruyor, inan ki bence top gibi bir oraya bir buraya gideceğine bir yerde kal bu yaz derim yani tc ya da de konusunda, yoksa haftasonu kaçamakları başka tabii.. münihe de bekliyoruz ya da haftasonu kaçamağı yapabiliriz orta noktalarda bir yere.. dostluklar konusunda da fazla takılma derim 30undan sonra ister alman olsun ister japon ister türk, samimi ilişkiler zor, eldekiyle idare ediyoruz işte 😉 sevgiler!

    | Cevapla
  • Berna

    Iyi ki yazmissin, ozellikle o direnc kismi istemedigim halde bende de olustu. Gecen gun burada birisi sacma sapan davraninca, cahil ya da kendini bilmezmisim gibi -cunku fransizlar default fransiz olmayanlardan cok bilir- sinirlenip siyaset bilimi doktorasina baslamaya bile karar verdim, “oyle degil boyle tepeden bakilir”i gostermek icin. Oysa abartiyorum da bir yandan. Yani o kadar kotu degiller tabii ki ama ben cok hassaslastim. Ogrenci olarak bi yabanci ulkede yasamayi ozledim sanirim, bu sekilde degil. dedim ya geri gelmeyecek baska seyler, 20-30 yas arasi. O donem ne kadar dolu, keyifli gectiyse sonrasinda o kadar bosluga dusuyor insan sanirim. Acikli acikli addio del passato dinlerken buluyorum kendimi bazen 🙂 ama yazdiklarini ve altindaki yorumlari okumak iyi geldi. Cok tesekkurler.

    | Cevapla
    • 2 Cities 1 Woman Yazının Yazarı

      Katılıyorum. Ne kadar iyi eğitimli, ne kadar sosyal vs vs iken hele de belli bir yaştan sonra rahatlık alanından çıkmak çok zor. Bir de buralarda Türk olmak var tabi işin içinde ki pek çok Alman/Fransız’a göre bile şahane hayat yaşarken veya akademik başarı gösterirken vs vs. Aslında çok saçma ve gereksiz ama o egonun içerisinde ben de buluyorum kendimi bazen. Benzer alt yapılardan gelen gurbetçiler 🙂 olarak benzer sorunlar yaşıyoruz. Bizim varoluşsal problemlerimiz de bunlar olacak bir süre besbelli. Teşekkürler güzel sözlerin için de. Muck muck.

      | Cevapla
  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir