2 Cities 1 Woman

I’ve survıved

Juno Astroloji’nin aşağıdaki yazısı bugün çok hoşuma gitti. Aslını şuradan okuyabilirsiniz.

…….

Duvarlar vardır… Onları yıkamaz, yok sayamaz, onlara savaş açamayız 🙂 Ama gidip gidip kafamızı aynı duvara vurmaktan, ”ille bunun içinden geçecem ben” demekten vazgeçebiliriz.

Hayatın bizi acıtmasına engel olamayız. Ama acı deneyimleri karşısında nasıl bir yolu tercih edeceğimizi seçebilir, yani kendimize aynı acıları yaşamak konusunda ENGEL OLABİLİRİZ.

MAĞDURLUĞUN her daim onurlandırıldığı bir toplumda yaşıyoruz. Mağdurluk, bu durumun OLUŞMASINA ya da SÜRMESİNE SEBEP OLAN tercihlerin sahibi, mağdurun kendisi değilmiş gibi bir MEŞRUİYET kazandırıyor kişiye…

Akıllanmayı, çözüme odaklanmayı, sorumluluk almayı, farklı bir yol seçmeyi kabul etmedikçe, bunun için çaba göstermedikçe, kişinin mağduriyetinin devam edeceğini, gözardı ediyoruz. Mağduriyetin ilk sebebi çevre koşulları olsa da, gelinen aşamada ”sadece acı ve hüzün ile” hiç bir yere çıkılmayacağını, ”düştüm kalkamıyorum” bahanesinin, bir yerden sonra kimseyi kurtarmayacağını kabul edemiyoruz.

Kişiyi belirli bir noktaya getiren iki faktör vardır; Birincisi çevre koşulları, ikincisi ise bu koşullar karşısında yaptığımız seçimlerdir. Seçimlerimiz, eldeki koşullarda belli bir sonuç üretiyor ve bu sonuç bizim hoşumuza gitmiyorsa, iki yol vardır; Ya hoşumuza gitmese de bu durumu kabul eder ve seçimlerimize sahip çıkarız. Ya da seçimlerimizi değiştiririz.

Seçimlerimize, sonuçların yükünü başkasına taşıtmadan, başkalarının mağdur olmasına neden olmadan sahip çıkıyorsak, bu bizi ilgilendirir… Buna kimse bir şey diyemez. Kimse eleştiremez. Sadece bir yerden sonra saygı duyulur. Dolayısıyla tercih edilmiş yolunun getirdiklerine sabreden ve şikayet etmeyenleri konu dışına alıyoruz 🙂

Ama ”Ben bu seçimden dolayı çook acı çekiyorum, o yüzden de sizler beni çekmek zorundasınız!” türü yaklaşımlar ya da ”Etrafımdakiler de benimle birlikte bazı zararlar görüyor, ama naapiyim bu da benim için çok önemli!” gibi çıkarımlar, bizi daha ağır yükler altına sokabilir.

Şimdi zurnanın zırt dediği yerdeyiz! Yani acının, çaresizlik illüzyonunun, sorumluluk duygusundan yoksun bir duygusallığın, arkasına saklanamayacağımız bir nokta geldi çattı.

İçine girdiğimiz çıkmazdan kurtulmak için, olaylara bakışımızı değiştirmek, yeni seçimler yapmak, yeni bir çıkış kapısı açmak zamanı geldi.

Sevilmeyi, anlaşılmayı, korunmayı, kollanmayı umup umup, ZAYIF duruma düşmek yerine, KENDİMİZİ SEVMEK, KENDİMİZ KOLLAMAK, KENDİMİZE SAHİP ÇIKMAK zamanı geldi. Ve bunu kimse görsün, anlasın, kıymetini bilsin diye değil, KENDİMİZE KARŞI GÖREVİMİZ BU OLDUĞU İÇİN yapmalıyız.

Bazen ACI BİR ALIŞKANLIK olur… Onu bizi çaba göstermekten koruyan bir elbise gibi giyer ve kendimizi hayatın diğer yüklerinden MUAF tutarız.

Ama hayat bizi hiçbir şeyden muaf tutmaz 😉

Acı elbiselerine sığınmak, sadece derimizin giderek daha da derinine işleyen acıların bize yönelmesine neden olur.

SİLKİNELİM ve kendimize gelelim şimdi 🙂 Hayat, çaba göstereni, yol arayanı, sorumluluk alanı, kolayına geldiği gibi değil gerektiği gibi davranmayı tercih edeni, daima destekler.

Kalbinizin ihtiyaç duyduğu yağmuru yağdırmayı göklere bırakmayın 🙂

Merhaba, Ben iki şehirden Zeynep. Kalbimin çeyreği 5 yıl önce ayrıldığım İstanbul'a ait. Sekizde biri büyüdüğüm Edirne'ye, geri kalanı da Vera kuşuma ve beyimle paylaştığımız evime sonra da Almanya'ya. Avukatım, Vera kuşumun anasıyım, beyimin karısıyım, büyük hayalciyim, çok gezerim, çok okurum, çok yazarım, bazen çok konuşur, bazen hiç konuşmam. Bazen şahane yazarım, bazen saçmalarım. Burası da benim her telden çaldığım kişisel günlüğüm gibi bir şey.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir