2 Cities 1 Woman

Homesick ve Müzik

Bu yazıyı okurken şu şarkıyı dinleyin lütfen. Başlıktaki İngilizce kelime için kusura bakmayın ama memleket hasreti demek kafi gelmedi sanki. Geçen gün bulaşık makinesini boşaltırken bu şarkıyı dinledim. Bu tarz müzik sürekli dinlediğim müzik türü değil elbette ama ben amaan arabesk diye burun kıvıranlardan değilim. Bu müzikler bizim kültürümüzün bir parçası, bindiğin minibüste/takside çalar da duyarsın hiç olmadı. O yüzden ben de arada çok ağır olmayan arabesk açarım Vera’ya, roman havası ya da. Çocuk bunlarla büyümüyor, duymuyor, kulağı alışsın da Türkiye’de bir düğüne gidince Alanya diskolarında ayarsız ayarsız danseden Alman turistler gibi olmasın. Gerçi kocam diye demiyorum Ale’nin kulağı çok iyi, Türk düğünlerinde muhteşem oynar kollarını aça aça 🙂

Selami Şahin dedin mi Bodrum Gümüşlük’te arka masamızda yemek yediği akşam ve ‘Tarkan nedir arkandan sarkan” diye Televole’de yaptığı esprisi aklıma gelir. Hayatımızda böyle br dönem vardi bizim, Televole vardı, biz üniversiteye hazırlanırdık, dershane gününün önceki gecesi televole olurdu, ertesi gün koridorda Televole esprileri gırla. Hakan Şükür’ün gol kralı olduğu zamanlardı.

ac2a52734e8c3ef49ff30c93645db1d5

Sonra üniversiye gittim ben, Istanbul’a. Yalan yok Nispet’e çok gittim, Arto’ya, kuşum Aydın’a, Dr. Bilal’e 🙂 hep Roxy değil, hep Reina değil (ki o zamanlar Onyx’ti bak, ortada kocaman yüzme havuzu vardı), hep Nispet değil. Ama çok eğlendik. Gençliğin coşkusu ne müthiş, şimdi Vera’nın gözlerinde görüyorum aynı coşkuyu, sabun köpüklerini çığlıklar atarak yakalamaya çalışırken. Sanırım ben Unkapanı’nda Selami Şahin dinleyerek eller havada danseden bir nine olacağım.

İnsan gurbette diyeceğim fazla dramatik kaçacak ama ülkesinden uzakta, sevdiklerinden uzakta bazen işte bu müzikleri oturup dinleyip eski günleri anıp rakı içeceği birini özlüyor. Nilüfer’in ”Ta Uzak Yolları”nı, Ajda’nın ”Tanrı Misafiri”ni, Orhan Gencebay’ın ”Benim Dünyam’ını dinleyip elleri havaya kaldırıp bağıra çağıra birlikte söylemeyi, insan özlüyor.

Bu yazı İrem’e ithaf edilmiştir.

Önce kocaman plazalarda çalışan işkolik bir avukattım. Yüksek ökçelerim üzerinde ise tam bir “Sosyal Kelebek“. Sonra aşık oldum, Ale’ye… Evlendim… İstanbul’u bıraktım, Bremen’e taşındım. Bir de baktım “Domestik” olmuşum. Sonra ise anne… Vera’nın annesi… Şimdi yeniden hayata karışma zamanı. Ve işte karşınızdayım, iki şehirden Zeynep, anne, kadın, avukat, insan, okur yazar, öğrenmeye aç, seyahate aşık...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir