2 Cities 1 Woman

Dresden 3. Gün

Vera’nın park yatağını yanımızda getirdik ve Dresden’de ikinci gecemizde kendi yatağında mışıl mışıl uyudu canikom, ben de ilk Dresden yazısını yazdım.

Sabahları evde kahvaltıyı etmek bizim için en pratiği. Çocukla olunca en kısa ve pratiğiyle bile sabahları evden çıkışımız 11:00’i buluyor. Bu sabah da öyle. Park problemi sebebiyle Ale bizi Altstadt’ta indiriyor ve park yeri aramaya gidiyor. Biz de Veruş’la Fraunen Kirche’nin önce yanlışlıkla kule sırasına giriyoruz. Manzaranın nefes kesici olduğuna eminim ama biz bu seferlik almayalım diyerek kilise sırasına giriyoruz. Frauen Kirche çok yakın bir zamanda halka açıldığından, ki kendisi 2. Dünya Savaşı’ndan sonra tamamen yıkılmış, önünde sıra uzun bir sıra var, ama çabuk ilerliyor. Ayin başlamadan hemen önce girdiğimizden giren oturmuş, Vera bebek arabası ile kiliseyi tavaf ederken ben de bakınıyorum, fazla büyük değil ama çok güzel. Vera gezinmeye devam ettiğinden çıkmaya karar veriyorum ki ayini izlerken insanlar rahatsız olmasın. Ale trafiğe takılmış, hala gelemedi. Vera’nın öğle yemeği vakti geldiğinden Zwinger’ın yanındaki Alte Meister Restaurant’a gitmek istiyorum ama nerdeee. Bizimki dünkü su balonlarına takıldı yine kah danslari kah kahkahalar, al alabilirsen. Ale gelene kadar uzun bir süre orada kalıyoruz. Sonra ben Alte Meister’e gitmek istiyorum malum sonraki planlarımız orda, Ale suşici görmüş yolda, suşi hevesinde, dedim Vera ne yiyecek, pişmişlerinden yer demez mi? Neyse sonuç olarak kavga edip dünkü Central Cafe’ye gidiyoruz. Çok mutsuzum sürekli surat asıp söyleniyorum, çok şirretim yani.

Frauenkirche

Frauenkirche

Benim çorbam geç kalıyor, onlar Vera ile çıkıyorlar ki Vera uyusun bebek arabasında, biliyorum uyutmayacak çünkü iki saniye içinde uyumazsa babalara göre bu, uykusu yok demek. Çocuk ağlamadan bebek arabasına oturup, Allah rahatlık versin babacım diyerek uyuyacak sanıyorlar. Neyse ben koşa koşa Zwinger’e gidiyorum resim sergisini gezmeye. Halbuki Alte Meister Zwinger’de. Yine söyleniyorum, hala söyleniyorum.
 IMG_9855
Zwinger barok tarzı büyük br avlusu olan, büyük bir müze. Daha önce dediğim gibi heykel, resim ve poselen koleksiyonları var. Ben Old Masters Picture Gallery isimli resim sergisini geziyorum. Çoğunluk 16 ncı yüzyıl resimleri ama tüm koleksiyon 15 -18 inci yüzyıl arasını kapsıyor. Dönemin ünlü ressamları çok ama çok sevdiğim Caravaggio, Bernardo Bellotto, Titian, Raphael (Sistine Madonna) da koleksiyonda yer almakta.  Ayrıca Pieter Paul Rubens (Drunk Hercules), Jacob Jordaens, Anthony van Dyck and Jan van Eyck (Triptych with Madonna and child), Jan Vermeer (Girl Reading a Letter at an Open Window) ve Rembrandt van Rijn’in de eserlerini burada bulmak mümkün. Lucas Cranach ve oğlu Lucas Cranach’ın dünya çapında en geniş koleksiyonu da burdaymış, evet gördüm orda 🙂 Albrecht Dürer ve Hans Holbijn gibi Alman sanatçılar da var.
Serginin en önemli eseri Raphael’in 1513 yılında yaptığı Sistine Madonna’sı. Dolayısıyla bu sergi bana çok hitap etti. Bu dönemin resimlerindeki o kutsal figürler, insanın ilkelliği ve o mitolojik anlatımlar beni çok etkiliyor. Sergiyi gezerken doğum ve çocuğun ne kadar büyük bir mucize olduğunu ve kadınların aslında ne kadar özel ve güçlü olduklarını ve aslında erkeklerden ne kadar üstün olduklarını, erkeklerin de bunu bildiği için çağlar boyunca kadını ezmeye çalıştığını düşündüm.
de4ef57c3414040dd4f7eb33bc92a954
Ayrıca 16 ncı yüzyılda Avrupa’da ressamlar bu mitolojik dünyayı, kutsal figürleri ve masumiyeti resmederlerken, diğer Avrupalılar’ın Amerika yerlilerini katlettiğini düşündüm. Düşündüm de düşündüm. Sanat iyi geldi, asabiyetimi aldı 🙂
Sergi üç katlı ama fazla büyük değil. Acayip hızlı geziyorum. 40 dakika sanırım. Hakkını verirsen 1,5 saat bence ya da 2. Bari kolesiyonun kitabını alayım deyip hızlıca bir kitap seçip Opera binasına geçiyorum. Malum 15:00’te İngilizce turum var. 45 dakika sürecekmiş. Vera hala uyumamış. Ölücem kahrımdan.
IMG_9835
Opera binası çok güzel. Semperoper Dresden gerçek adı da 🙂 Buna binanın ilk hali sanırım 18 inci yüzyılda yanmış. Dresden’liler kültüre o kadar düşkünlermiş ki, hala öyleler, yeni binanın yapılmasını bile bekleyemeden 6 haftada tahtadan ama akustiği mükemmel yeni bir opera binası yapmışlar. İkinci bina 2. Dünya Savaşı’nda sonra bombalanmış. Bu üçüncüsü. Salona girdiğimde ”Himmet Ağabey” diye aval aval bakan Halit Akçatepe gibiyim. Nefesimi kesecek kadar güzel ve etlileyici bir salon. Yılda 300 kadar eser sergileniyormuş. Eskiden tiyatro oyunları da sergilenirken şimdi sadece opera ve müzikaller sergileniyormuş. Genelde sanatçılar 40 yaşında emekli olmasına rağmen 43 yaşında sanatçıları varmış. Orta büyüklükteki bir opera binası ve operaları Almanya çapında çok ünlü. Almanya’da 50 tane opera binası varmış, haklı bir gurur kaynağı kendileri için. Dünyanın en önemli operalarının hemen hemen hepsi burada sergilenmiş. Allah’ım acaba ben ne zaman burada bir opera seyredebilirim diye düşünüyorum. Belki Vera biraz büyüyünce.
Ale iki yıl önce amcasının doğumgünü için amcasına ve eşini buradan opera bileti ve konaklama almıştı, o kadar kıymetli düşünün.
Ben de hemen kafamda planlar yapıyorum bir haftasonu Vera’yı amcasıyla yengesine bıraksak, gelsek Westin Bellevue’de kalsak, operaya da gelsek diye 🙂 Bu planı yapacağım bir gün, romantik bir haftasonu kaçamağı olarak.
Vera’ya Hansel ve Gratel’in kitabını alıyorum. Kitabın içinde Hansel ve Gratel operasının CD’si de var.
IMG_0016
Vera uyurken Ale Zwinger’in cafesine oturmuş. Ben de bir kahve içiyorum, o arada Ale de bana opera bileti almaya gidiyor. Eveet bildiniz canım kocam ben Vera’ya bakarken sen git diyor, çok mutluyum. Ale yaklaşık 10 kez falan opera izlemiş burada. Çok etkileyici. Biletler çok pahalı söylemeliyim. 4. kat balkonu ucuzmuş ama önceden almanız lazım sanırım. Bizim gibi son anda alınca sadece pahalı koltuklar kalıyor haberiniz olsun. Opera deneyimimi sonra yazacağım ama her kuruşuna değer diyeyim siz anlayın. Sırf Dresden’de opera izlemek için bile gidilir bu şehre.
IMG_9859
Vera uyanında yürüyerek önce Meissen porselenlerinin bir duvara metrelerce yaptığı duvar resmine bakıp, terasa manzara izlemeye gidiyoruz. Biz boğaz manzarası olan insanlarız ama bizim için de yine de güzel. Ama bir boğaz değil tabi.
IMG_9862
Akşam yemeği tabi ki daha fazla yürümek istemediğimizden hemen terasın alt tarafında bir biraz evine gidiyoruz. Düzgün bir yer ve tipik bir Alman mekanı. Garsonlar çok güler yüzlü, çocuklara karşı yine çok cana yakınlar. Mekanın adı Dampf Schiff Bierhaus. Vera patates çorbası içti bol eklemkle ve beğendi. Tabağını da kırdı. Ben yine somonlu salata yedim, beğendim, Ale ne yedi unuttum ama o da beğendi 🙂 Dresden’in yerel birası Radeberger’i içtim beğendim. Sanırım Bremen’de de almaya devam edeceğim bu birayı. Çok bira insanı değilim ama içersem alırım yani.
Bu arada biralar geldi, Ale bana Almanya usulü şerefe yapmayı gösterdi, bir yudum aldım, birayı masaya koydum ve o saniye Vera biraya saldırdı. Kızanım özenmiş biz öyle biraz yapınca. Neyse tatsın azıcık beğenmez istemez dedik ve Vera biraz suratını buruşturup tekrar istedi. Alman ve Trakyalı kızanı böyle oluyor demek ki. Tattı azıcık bira içirmedik çocuğa hemen atarlanmayın.
IMG_9864
Dresden’liler çok sıcak kanlı insanlar, çocukları çok seviyorlar, kültüre inanılmaz düşkünler. Bir de bu kadar çok neo nazileri olmasa tadlarından yenmeyecekler.
Bugün milyon kez Vera gel/komm diyerek biraz daha verimli bir gün geçirdim. Ale pek bir şey yapamadı ama ben baya bir şey gördüm bugün.
Bugüne ait daha çok foto var ama makinedekileri daha sonra ayrıca paylaşacağım.

Önce kocaman plazalarda çalışan işkolik bir avukattım. Yüksek ökçelerim üzerinde ise tam bir “Sosyal Kelebek“. Sonra aşık oldum, Ale’ye… Evlendim… İstanbul’u bıraktım, Bremen’e taşındım. Bir de baktım “Domestik” olmuşum. Sonra ise anne… Vera’nın annesi… Şimdi yeniden hayata karışma zamanı. Ve işte karşınızdayım, iki şehirden Zeynep, anne, kadın, avukat, insan, okur yazar, öğrenmeye aç, seyahate aşık...

Yorumlar

  • Geri İzleme: Dresden 4. Gün | 2 Cities 1 Woman

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir