2 Cities 1 Woman

Dresden 1. ve 2. Gün

Berlin’den araba ile iki saatte ulaştığımız Dresden’den bildiriyorum. Artık akıllandık, bu sefer otelde kalmıyoruz, ev kiraladık. Önce airbnb’den baktım ama Dresden evleri fazla puanlanmamış, fazla yorum da yoktu ben de booking.com’dan ev kiraladım. Dresden’in biraz dışında, şarap bağlarına bakan, kocaman, yemyeşil bir bahçesi, bahçesinde salıncak, kaydırak ve kum havuzu bulunan, içerisinde bir adet Nespresso makinesi bulunan bir ev kiraladık. Başka ne isteyebilirim ki 🙂

IMG_9786 IMG_9790

Ailelerin yaşadığı, müstakil ve bahçeli evlerin olduğu bir yer burası. Bir ailenin evlerinin arka tarafını bölerek oluşturdukları küçük bir daire. Salon, mutfak, banyo ve alt katta da yatak odası. Yani Vera uyurken ben de yukarıda bu satırları yazabiliyorum. Dresden merkeze arabayla 15 dakika mesafeli bir ev herkese uymaz elbette ama bize çok uydu.

IMG_9797 IMG_9788

Dediğirmen karabiberlik de Türk malı 🙂

Vardığımız gün eve yerleşip hemen Veruş’u sallamaya başladık. Hepimiz çok mutluyuz derken yağmur atıştırmaya derken koca koca dolular derken kar başladı. Çok şahane oldu gelir gelmez, halbuse ben günlük güneşlik bahar tatili hayal etmiştim ama moralimiz bozulmadı vallahi, evimiz sıcak, gerçi alt kat ikinci gün ancak ısındı ama yorganın altında üşümedik.

 IMG_9792 IMG_9791

Alışverişimizi yaptık, marketin önünde satılan çevirmeciden yarım ördek kaptık, normalde pek yüz vermediğim paket yeşilliklerle, içine sadece pancar koyarak salata yaptık ve afiyetle yedik. Pancarların hepsini Vera yedi.

Berlin’de Vera çocuklardan birinin odasında deliksiz uyumuştu, biz de salonda. Bu kez bizim yanımızda uyumadı çocuk. Bütün gece. Sanırım karnı ağrıdı. Zor bir gecenin sabahında yine de güzel uyandık. Tatildeyiz ya sanırım neşemizi hiçbir şey bozmuyor.

IMG_9799

Sabah evde mütevazı bir kahvaltı sonrası (ben şeker diyetindeyim valla bana kral gibi 🙂 Dresden merkezde alıyoruz soluğu.

Bilmeyenleriniz için, Dresden Almanya’nın en güzel şehilerderinden biri. İkinci Dünya savaşının bitiminde yani Şubat 1945 yılında üç gün boyunca bombalanmış, taş taş üstünde kalmamış, beş gün boyunca yanmış, 150 bine yakın insan ölmüş. Hiroşima ve Nagazaki’de 140 bin kişi civarı insan hayatını kaybetmiş, varın siz anlayın durumun vahametini fakat nedense bu Dresden katliamı hiç konuşulmuyor. Resmi olarak savaş bitmiş olmasına rağmen Almanya’nın Londra’yı bombalamasının intikamı amacıyla İngiltere tarafından bombalanmış. Yangın bombaları kullanıldığı için, açık havada bile insanlar oksijensizlikten ölmüşler. 3. gün opera binasını gezerken rehber şehrin yüzde doksan beşinin yok olduğunu söyledi. Ben o yüzden bugün bu güzel şehri büyük bir hüzünle gezdim.

Şair Gerhard Hauptmann demiş ki: “wer das weinen verlernt hat, der lernt es wieder beim untergang Dresdens” yani “kim ki ağlamayı unutmuştur, Dresden’in çöküşü sırasında tekrar öğrenir”.

Daha sonra Doğu Almanya sınırında kalan şehir senelerce çok bakımsız kalmış. Doğu Almanya zamanında çok az bina restore edilmiş, Leipzig gibi uluslararası bir numarası da olmadığından baya baya kaderine terk edilmiş bir şehirmiş.

Şimdi ise şehirde restore çalışmaları hala devam etse de şehirde bir şantiye havası yok. Şehir çok çok güzel. Avrupa’nın en uzun nehirlerinden biri olan Elbe, Prag’dan Hamburg’a uzanırken buradan da geçmekte. Zaten içinden su geçip de güzel olmayan bir şehir var mı? Ayrıca Dresden’e Elbe’nin Floransa’sı dendiğini de belirtmeliyim.

Şehre girerken arabadan bir bina görüyorum. Adı Yenidze, hani Ruslar St. Peterburg’a bir cami yapsalar aynen öyle gözükür. Eski sigara fabrikasıymış 🙂

İlk durak Dresden Altsadt denen merkezdeki eski şehir. Altsadt dediğim yeri tarihi yarımada gibi düşünün, Neustadt denen yeni şehri de Avrupa yakası gibi.

Pek çok turistik atraksiyon Altstadt’ta olduğundan buradan başlamak en iyisi. Burada gezilecek üç kilise, bir kale, Zwinger (müze), bir opera binası ve bir de teras var. Hepsi birbirine çok yakın. Tabi ayrıca zilyon tane şey daha var trafik müzesi falan diye de ben önemli noktaları söylüyorum. Burası bana göre tek günde bitirilebilir. Eğer müzelerin hepsini gezmek isterseniz ikinci güne sarkabilir. Biz ne yaptık derseniz koca gün sadece tek bir kilise gezebilidik 🙂

IMG_9807 IMG_9801

Altsadt meydanda, ki kışın noel pazarı da burada kuruluyormuş ve bir de festival yapılıyormuş,  Kreuzkirche Dresden isimli, yaklaşık 800 yıllık (elbette restore edilmiş) Protestan kilisesini geziyoruz. Bu kilisenin korosu Almanya çapında ünlüymüş. Konserine denk gelirseniz kaçırmayın. Biz denk gelebildik aslında ama iki saatlik konsere Vera ile katılmamız mümkün olmadığından gündemimize almadık 🙂

IMG_9802

Kreuzkirche’den çıktıktan sonra biraz ileride Ale’nin üniversite öğrencisi iken Dresden’de staj yaparken kaldığı oteli görmeye gidiyoruz. Beş dakika bile yürümedikten sonra alışveriş caddesi Paragastr.’deyiz. İlgilenler için burada bir adet Primark var. Ayrıca ben bildiğim yerden şaşmam diyenler için de bir adet Vapiano.

Bu çok verimli ve bereketli sabah gezimizin üzerine canım kızım Vera’nın öğle yemeği vakti geliyor. Kreuzkirche’nin yanındaki benim daha önce iyidir diye okuduğum, Central Cafe’ye gidiyoruz.

IMG_9808IMG_9810

Ben Thai’den çok sirkeli sarımsaklı işkembe çorbası gibi kokan bir hindistancevizi sütlü Thai çorbası içip bruscetta yiyorum Çorba çok tuzlu ama bruscetta çok güzel. Vera’ya tatlı patatesli ve havuçlu bir çorba söylüyoruz. Verushka hepsini ve bolca ekmeği lüpletiyor. Belli ki beğenmiş. Ale de et yiyor, o da yemeğini beğeniyor. Burası esas pazar brunch’ı ile ünlüymüş. Biz gittiğimizde Paskalya tatili olduğundan brunch yine vardı ve gerçekten güzel gözüküyordu.

Bu civarda çok fazla cafe var. Akşamları da oldukça hareketli gözüküyordu. Biz Central Cafe’yi denedik ama diğerleri de doğru düzgün gözüküyordu. Dresden diğer Almanya şehirlerine göre oldukça ucuz.

IMG_9814

Sonrasında 1.5 yaşında ve uyku saati gelmiş bir bebeyle yapılmaması gereken bir şey yapıyor ve hop on – hop off’larla şehir turu alıyoruz. Ale hızını alamamış iki günlük almış. Kocaman bir parka uğruyor önce, burada bir sağlık müzesi (Hijyen Müzesi), saray ve park var. Biraz ileride de Volkswagen’in meşhur cam fabrikası. Bunlar ilgilenenler için gezilecek güzel lokasyonlar ama biz inmedik. Sonra Elbe kenarından devam etti. Buna benzer turları Elbe üzerinde eski tipli vapurlarla da yapabilirmişsiniz, biz yapmadık ama bence vapur turu daha iyidir, bira da içebiliyormuşsunuz. Neyse Volkswagen fabrikasından sonraki tüm manzaralar şahaneydi. Özellikle mavi köprüyü geçtikten sonraki küçük kasaba gibi olan semt rüya gibi güzeldi. Bildiğin masal şehri yapmışlar. Orada yukarıya çıkan bir adet finiküler var. Biz yine burada inmedik ama bence burada inip biraz gezilebilir çünkü çok çok güzel bir yer. Hop on – hop off otobüsleri sürekli geçiyor zaten. Yukarıda bir durakta artık Vera’nın huysuzlanmasına dayanamayıp indik, zaten ben ne doğru düzgün dinleyebildim turu ne de doğru düzgün bir şey görebildim. O yüzden durakların, mekanların isimlerini veremiyorum.

IMG_9820

İndiğimiz yer villa bölgesi, çok güzel villalar var, şehrin dışında kaldığı için bombalanmamış pek ama görülecek fazla bir numara yok. Biraz aşağıda finikülerin varış noktası var. Ale Vera’yı uyuturken ben de finikülerle bir aşağı inip geldim. Gidiş dönüş 5 Euro.

IMG_9831

Yukarıdaki finükülerin karşındaki Luisenhof Cafe’nin terasından manraza harika. Pastalar da harika ama bana yok. Zaten biz burada oturmadık. Bana sorarsanız burada bir kahve içip kek yiyip manzaranın tadına varıp tek yön finikülerle aşağı inmek ve orada dolaşıp şehir merkezine dönmek daha mantıklı.

IMG_9830

Mavi köprüyle geçtiğimiz için bu bahsettiğim güzel semt, finüküler falan hep Avrupa yakasında :). Biraz daha ileride üç tane yan yana kale var. Elbe kıyısından giderken gördüğümüz kalelerden biri şu anda otel. Diğerleri ziyarete açık. Biz yine burada inmedik ve başladığımız yere Altsdat’a döndük.

IMG_9834

İndiğimiz meydana bakan Zwinger adlı ünlü bir müze, opera binası, bir kilise ve kale var. Önce Zwinger’e gidiyoruz, muazzam bir bahçesi var. Keman çalan sokak müzisyeni hemen Vera’nın dikkatini çekiyor, sokak sanatına her zaman hakkını veren bir kızım var.

IMG_9834

Zwinger binası da çok güzel. İçeride heykel, seramik ve resim müzesi var. Bütün sergileri gezemeyeceğimden ertesi gün resim sergisini gezmeye karar veriyorum. Fakat Küçük bebeğiniz yoksa hepsini gezmenizi tavsiye ederim. Bahçede dolaşıp, opera binasına gidiyoruz. İngilizce turun saat 15:00’te olduğunu görünce ertesi gün için bu tura katılmaya karar verdik.

IMG_9837 IMG_9838

Kalenin içine giriyoruz, yine burada da pek çok sergi var, hatta bir de Osmanlı eserleri sergisi var. Tabi Vera’yla burda da sergiyi gezmiyoruz. Oradan yürüyerek çok yakın mesafedeki, Edirne’de Selimiye neyse, Dresden’de de o olan Frauen Kirche kilisesine gittik ama geç kalmışız, ziyarete kapanmış. O da yarına kaldı.

IMG_9842

Kilisenin önündeki meydanda su balonları ile gösteri var. Vera bayılıyor. Uzun süre orada kalıyoruz, çocuğumuz mutlu, biz mutlu 🙂 Ayrıca Vera müzik eşliğinde dans etmeye başlayınca Ale ve ben de meydanda dans ediyoruz. Ay insanın çocuğu olması ne güzel ya sen de onunla istediğini yapabiliyorsun 🙂

IMG_9850

Çocukla seyahatte beklentiyi düşük tutup, olduğu kadar mottosuyla hareket etmek en güzeli, aksi gereksiz bir stres. Vera arabasında oturmuyor, kendisi yürümek istiyor ki bu da bizi bir kaplumbağa yapıyor, belki kaplumbağa daha hızlıdır 🙂 Çocuğu mutsuz edip zorla haldur huldur gezdirmenin de alemi yok, o yüzden ilk günümüz tek bir kilise ve genel şehir izlenimi ile kapatıyoruz. Moralimiz yerinde. Ha sanmayın ki ben hep böyle olgundum, hayır 🙂 İlk defa bu kadar rahattım ama uyku saati kaçınca yine beyime atarlanmadım değil. Uyku meselesini stres yapmamayı hala becerebilmiş değilim.

IMG_9805

Vera bütün gün kendi bebek arabasını iterek bu şekil yürüdü 🙂

Balonlardan arabaya dönerken yol üzerinde göreceğimiz ve hoşumuz gidecek bir restauranta oturmaya karar veriyoruz, zira ne kadar az yürürsek o kadar iyi, yoksa İspanyollar gibi gece 22:00’de ancak yeriz yemeğimizi. Hemen yine Frauen Kirche’nin meydanına bakan Die Manufaktur Burgerei’i görüyoruz. Bana Num Num’ı hatırlatan bu mekanada vegan, balık ve fit menülerini de görünce tamam diyorum. Hepimize hitap ediyor. Ben ve Vera sebzeli somon yiyoruz. Biraz yağlı olmakla birlikte lezzetli. Ale hamburgerini çok beğendi, et güzelmiş. O güzel diyorsa, o et güzeldir.

IMG_9844

Sonra da L’osteria İtalyan restaurantından gelen müzik eşliğinde dans ederek arabaya yol alıyoruz. Tabi ki kağnı hızında 🙂

Dresden’den ilk gün izlenimim, buranın bir masal şehri kadar güzel, fakir, yalnız ve hüzünlü bir şehir olduğu. İnsanlar sıcak kanlı, gerçekten Floransa gibi ve İtalya havası var. Neo naziler burada çok olduğu için bir türlü rahatlayamadığımı da belirteyim. Hep bir huzursuzlukla gezdim desem yeridir, o yüzden ben Dresden’de yaşamak istemezdim ama hep gezmeye gelmek isterdim. Ayrıca Dresden’in yeni gözde Alman şehirlerinden biri olacağını belirtmeliyim. Romantik tatil isteyenler de burayı tatil planlarına ekleyebilirler çünkü bence çok romantik bir şehir.

Bütün Almanya şehirleri gibi engelliler, bebekler, çocuklar ve anneler için çok kolay ve bebek/çocuk dostu bir şehir. Gittiğimiz tüm mekanlardaki çalışanlar da öyleydi.

Dresden devam yazıları için bizi izlemeye devam edin anacım.

Önce kocaman plazalarda çalışan işkolik bir avukattım. Yüksek ökçelerim üzerinde ise tam bir “Sosyal Kelebek“. Sonra aşık oldum, Ale’ye… Evlendim… İstanbul’u bıraktım, Bremen’e taşındım. Bir de baktım “Domestik” olmuşum. Sonra ise anne… Vera’nın annesi… Şimdi yeniden hayata karışma zamanı. Ve işte karşınızdayım, iki şehirden Zeynep, anne, kadın, avukat, insan, okur yazar, öğrenmeye aç, seyahate aşık...

Yorumlar

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir