2 Cities 1 Woman

Benim Hiç Barbie’im Olmadı

Benim hiç Barbie‘im olmadı. Doğduğum ve çocukluğumun geçtiği ilkçe olan Keşan’da Cindy ve Fatoş markasının ”Barbie” görünümlü bebekleri satılırdı. Barbie’nin de generic bir isim olduğunu varsayarak hepsine toptan ”Barbie” diyeceğim ben. Haliyle de markası Barbie olmayan barbie bebeğim oldu. İki tane. Bridget Bardot gibi kabarık saçları, rüya gibi bir gece elbisesi ve kolyesi vardı. Başka da kıyafeti yoktu. Bizim memleketteki oyuncakçıda kıyafet de satılmıyordu. Kardeşim mesela bir gün babamdan yedek kıyafetli Barbie istemiş, babam çoraplı buldum bir tek diye gelmişti eve. Öyle bir arzu nesnesiydi bizim için. 80’li yıllardan bahsediyorum.

RTL reklamlarında gördüğümüz barbie evleri, karavanları büyük hayaldi bizler için. Hatta o kadar uzaktı ki hayalini bile kurmazdık belki de.

Neyse özetle dram değil başlığımın sebebi. Hiç barbie özlemi çektiğim bir çocukluğum olmadı. Vardı iki barbiem, annemin bana diktiği kıyafetlerin artan kumaşlarıyla ben de bir torba elbise dikmiştim bebeklerime.

12654672_10154607579629466_1156516708785045199_n

Mutlu mesut oynuyorduk onlarla. Hiçbir gün aman da şu barbie gibi taş bir vücudum olsa diye düşünmedim. Gerçi ben hep çirozdum ama sebebinin bu olduğunu sanmıyorum. Annem güzellik merkezli bir kadın değildi. Süslü hiç değildi. Keşke biraz olsaydı diye kızarım bazen.

Annemin babamın bize örnek olduğu rolde fiziksel güzelliğin hiçbir rolü yoktu.

Benim ilk marka merakım ergenlikte gittiğim yatılı okulda başladı. Mükemmel vücut özlemim ise kilo almaya başladığım 20’lerimin sonu daha çok 30’larımın başında oldu.

Kapitalizmin yaratmaya çalıştığı şeye ben de çok kızıyorum. Reklamlarda, dergilerde gördüğümüz incecik ve kusursuz fotoşoplu kızlar yok mu, işte sorun oradan çıkıyor.

Güzellik faşistliğini ne kadar yanlış buluyorsam kız evlatlarını erkek gibi yetiştirme faşistliğini de o kadar yanlış buluyorum. Evet ben de çocuğuma çok fazla pembe kıyafet almak istemiyorum çünkü pembe pembe gözümü yoruyor. Evet ben de kızım güzellik faşistliğiyle büyümesin istiyorum. Ama bunu ona pembe almamakla, kıvrımlı barbie almakla sağlayacağımı düşünmüyorum. Kızım kepçeyle oynuyor, pembe giymiyorda gurur duyacak bir şey görmüyorum.

Biz evimizde cinsiyetçi oyuncak ayrımı yapmıyoruz. Renk ayrımı da yapmıyoruz. Her renk ve yaşına uygun onun gelişimine katkı sağlayacak her oyuncağa kapımız açık. Kepçe, motosiklet, mutfak, bebek, aklınıza ne gelirse. Eğer bir oğlumuz olursa o da ablasının mutfağıyla, fincanlarıyla, bebekleriyle  oynayabilir. Oğlum bebekle oynuyor diye gurulanmayacaksanız kızım arabayla oynuyor diye neden gururlanıyorsunuz?

Küçük kızlar süs severler. Süslü olmak isterler. Bu ben küçükken de böyleydi, şimdi de öyle. 2 yaşındaki kızım etek giymeyi çok seviyor. Pembe eteği de var, siyah da lacivert de. Erkek çocuk reyonundan beğenerek aldığım kıyafetleri de var. Bazı günler baştan ayağa cart pembe giyiniyor. Bazen tam bir oğlan çocuğu gibi görünüyor.

Kızımın ileride nasıl bir yetişkine evrileceği, süslülük, güzellik karşısındaki tavrını ebeveyn olarak bizim hayata bakış açımız ve yaşayışımız belirleyecek. Ben her sabah oflayarak tartıdan inersem, makyajsız güzel olmadığımı iddia edersem, kendimi olduğum gibi beğenmez ve sevmezsem, kızım da öyle olacak.

Topuklu ayakkabı giymek ve dozunda bir makyajın beni salak yapmayacağını, annesinin bir zamanlar ve umarım yine yeniden 🙂 çok feminen bir kıyafet içerisinde nice erkeğin başaramadığı hukuki sorunları çözdüğünü, ayakları üzerine aslanlar gibi duran bir kadın olduğunu da görecek. arada Seda Sayan kaçtı içime, öyle de bir kadınım 🙂 Umuyorum ki eğer kendine bakan bir kadın olmak isterse bunun onun makine mühendisi olmasına engel olmadığını da öğrenecek. Feminist olmanın kadınlara hayatlarını diledikleri şekilde yaşama özgürlüğünü vermek olduğunu da öğrenecek.

Evet kabul ediyorum günümüz dünyasında sadece anne ve  babanın yaklaşımının çocuğun gelişimini belirlediği sınırını çoktan aştık. Dört bir koldan maruz kaldığımız güzellik faşistliğiyle büyürken çocuklarımız onları ne kadar koruyabileceğiz bilmiyorum.

Şimdi küçük ama büyüdüğünde sınıf arkadaşlarından görecek Prensesli pembe zibilyon tane şeyi. Net bir yasak getirmenin daha da özendiri olacağını düşünüyorum. Onun gelişimine zarar vermeyecek şeyleri alacağım. Ama mesela ayak gelişimini etkileyecek topuklu ayakkabısı olmayacak. 18 yaşına kadar saçını boyatmasına izin vermeyeceğim mesela. Belki lise sonda sınırlı makyaj yapmasına izin veririm. Şimdiden koyduğum kurallarım var. Annelik dediğin tükürdüğünü yalamaktır biraz da ama kendimce böyle hedeflerim var.

Ben küçükken de vardı topuklu takunyalar. Hatırlarsınız belki. Annem bana almamıştı. Çok üzüldüm mesela ama şimdi iyi ki almamış diyorum 🙂 Annem hiç süslü olmasa da, hayatımın 2/3’ünü çok bakımsız geçirsem de ben de küçükken süslü şeylere çok özenirdim.

Kızım da özenecek muhtemelen.

Aslında amacım barbie savunuculuğu yapmak değil. Kimin alacağını, hangi çocuğun almak isteyeceğini merak etsem de, Fransa’nın 0 beden mankenleri yasaklaması gibi yeni barbieleri de olumlu bir gelişme olarak görüyorum. 4 bir koldan maruz kaldığımız güzellik faşistliğinin yok olmasını ve o günleri görebilmeyi tüm kalbimle diliyorum.

Ama sapla samanı birbirine karıştırmamak gerektiğini de düşünüyorum. Güzellik faşistliğine karşı çıkacağım derken kızlarımızı kendileri olmaktan alıkoyacak başka bir faşistliği de desteklemiyorum. Bakımlı olmak, feminen olmak utanılacak bir şey değildir. Kadını güçsüz veya salak yapmaz. Bütün söylemek istediğim budur.

Önce kocaman plazalarda çalışan işkolik bir avukattım. Yüksek ökçelerim üzerinde ise tam bir “Sosyal Kelebek“. Sonra aşık oldum, Ale’ye… Evlendim… İstanbul’u bıraktım, Bremen’e taşındım. Bir de baktım “Domestik” olmuşum. Sonra ise anne… Vera’nın annesi… Şimdi yeniden hayata karışma zamanı. Ve işte karşınızdayım, iki şehirden Zeynep, anne, kadın, avukat, insan, okur yazar, öğrenmeye aç, seyahate aşık...

Yorumlar

  • merve

    zeynep ya aynı şekilde annem de hiç süslü biri değil. saçını ilk boyattığı günü hatırlarım:) beyazlamadan boyatmamış:)) ama tarz kadındır çok güzel giyinir. inşallah ben de öyle olurum. kendinin süssüzlüğünden ben de nasibi almıştım tabii. okuma bayramında annem saçlarımı şöyle bir tarayıp kafamada paptyadan bir çiçek takmıştı, okula gitiğimde tüm arkadaşlarım full makyajlıydı ve hepsinin kafasında gelin çiçekleri/tokaları vardı. o gün üzülmüştüm sanırım ama şimdi okuma bayramı fotolarıa bakınca tek normal çocuğun ben olduğumu görmek güzel. koyduğun kurallarla tatlı tatlı büyüt veroşu.

    | Cevapla
    • 2 Cities 1 Woman Yazının Yazarı

      Aynen Merve. Üniversite meuniyetimde bütün arkadaşlarımın anneleri gelmiş hepsi alışverişe gitmişti beraber bizimki bana sormadı bile ne giyeceksin diye. Ben kendi kendime gittim alışverişimi yaptım. Beni yaraladı bazen onun bu konularla bu kadar alakasız olması. Dengeli olsa biraz daha iyi sanki 🙂

      | Cevapla
  • Ogrenen Anne

    Çok güzel kalıp düşünceleri ortaya çıkarmışsın, mesela ben de pembe ile çok negatif şeyleri özdeşleştiren bir kadınım, hiç sevmem pembeyi.. Oysa ona yüklediğimiz anlamlar kadar korkularımızı da gösteriyor bu. Mesela neden pembe giydirmiyorum; aman herkes gibi “pembe eşittir kız” olmasın, tek renk değil tonları görsün, farklılıkları severek büyüsün.. Aman kokoş olmasın, aklını bedeninden öne koysun aman sıradan değil güçlü, hakkını bilen, haksıza karşı duran bir kadın olsun.. Sanki bir tek pembe giymemek tüm bunları garantileyecekmiş gibi.. Kalıpyargılarımız var.. Tüm korkularımızı barbie’ye, pembe’ye, tütü giydirmemeye falan atıp kurtuluyoruz sanki.. Senin gibi özgür bakabilmeli bu renge.. Güzel yazmışsın, düşündürdün beni, eline sağlık.

    | Cevapla
    • 2 Cities 1 Woman Yazının Yazarı

      Canım Ceren’cim, dünyanın geldiği nokta o kadar korkunç ki çok haklısın korkularında. İnan ben de korkuyorum ama senin benim gibi kadınların korkması gereken bu değil. Armut dibine düşüyor, inan onlar da bizden farklı olmayacaklar. Ama ben çok güzel gençlik yıllarımı bu saçma sapan kalıplarım yüzümden paspal, dişiliğimi saklamaya çalışarak, erke gibi olmakla gurur duyarak geçirdim. Son iki yıla kadar kendim olmakta ne de zorlanmışım bazı konularda. Bu da onlardan biri. Bizim kızlarımızı bekleyen bir tehlike varsa o da budur arkadaşım. O yüzden tam d abu yazıda yazdığım mesajları öğretmek istiyorum kızıma ve hatta bazen kendime.

      | Cevapla
  • Nikki

    Benim annem mesleği gereği (kuaför) süslü bir kadındır, ben de ondan pek aşağıda kalmadım 😀 Çocukken her türlü düğün ve baloda saçım ve makyajım yapılıydı, evde makyaj malzemeleriyle oynamayı severdim, saçım da şekil olarak sürekli değişirdi, saçımı ilk kez 16 yaşımdayken mora boyattım, bunlara rağmen üniversiteye kadar günlük makyaj yapmadım, ve makyajla saça meraklı olmam beni hakkını arayamayan, kendisi dışında kimseyi önemsemeyen, sığ bir kadın yapmadı, Barbie’leri de hep sevdim, ileride çocuğum isterse de tabii ki alırım, zira 6 yaşında Barbie’lere Hello Kitty’lere meraklı olması 36 yaşında bir odada Hello Kitty ve Barbie biriktirmesinden iyidir.

    | Cevapla
  • Deniz

    Zeynepcim ekleyecek birsey bulamıyorum. Anne olarak konuya ilişkin düşüncelerimizin yani sıra, benimkinin Ankara’da gecmiş olması disinda, çocukluğumuz bile aynıymış seninle. Eskiden Barbie almam kızıma diyordum, sonra aldım (hatta en son Monster High bebeklerinden bile aldım, utanarak yazdım bunu bak), çünkü Barbie bebek sahibi olmanın çocuğun entellektüel kapasitesiyle bir alakası olmadigi sonucuna vardım. Fakat 3.5 yaşındaki kızımın oyuncak trenleri ve otomobilleri de var, hatta itfaiye arabalarına filan bayılıyor 🙂 Ben ve kız kardeşim cinsiyet vurgusu yapılmayan, kadın ve erkegin biyolojik farklar hariç her konuda tamamen esit oldugu görüşünde olan bir ailede büyüdük, ve sanırım bunun da etkisiyle kendi ayaklarinin üzerinde düren bireyler olduk. Yani sahip oldugum 2 adet Sindy bebeğin kendi üzerimde bir olumsuz etkisi olmadı. Kız kardeşim bana kıyasla süsüne cok daha düşkündür, ama onun da 2 tane Sindy bebeği vardi sadece. Yani sanırım biraz da insanın kendi yapısıyla alakalı😉

    | Cevapla
    • 2 Cities 1 Woman Yazının Yazarı

      ne o bebekler ben bilmiyorum Deniz 🙂 Aynen Deniz’cim armut dibine düşüyor. Bizden ne görürlerse öyle olacak o çocuklar. Bunlar gelişimlerinin doğal bir parçası. Kız olmakta kadın olmakta utanılacak bir şey yok. Ben bile bazen ”yok ben süslü değilim” aslında derken buluyorum kendimi. Halbuki ne saçma süslü olsam ne olacak olmasam ne olacak? Bu benim kişiliğimi karakterimi, aklımı zekamı etkiler mi ki? Ben hayatım boyunca herşeyi emek emek kendi aklım zekam çalışkanlığımla elde etmişim. Mini etek giysem ne olacak kırmızı ruj sürsem ne olacak?Yukarıda Ceren’e de yazdığım gibi bizim gibi kadınlar ve kızları için tehlike çocuklarını küçük kadınlar gibi giydiren yetiştiren hayatta herşeyi güzel olduğu için hakkı olduğunu düşünen kadınlar gibi değil ki? Bizimkiler yeter ki daha akıllı gözümek için kadınlıklarını bastırmak zorunda hissetmesinler kendilerini. Derdim o vallahi. Özgür istedikleri gibi büyüsünler yaşasınlar.

      | Cevapla
  • Aslihan

    Ben de bu konuyu sik sik irdeliyorum, cunku hayatimin cogu erkek egemen is-okul ortaminda gecti ve geciyor. Ailem desem, geleneksel bir ailem olmasina karsin, cok ilginctir belli bir yasa kadar ‘kadin’in yasadigi zorluklar, kisitlamar gibi konular uzerinde hic dusunmedigimi farkettim cunku abim ablam ben aramizda cinsiyet ayrimini hisstemeden buyuduk, sus pus de ailemizin kadinlarindan cok erkeklerinin daha cok onemsedigi seyler oldu genelde. biz kiz cocuk oldugumuz icin hatta belki daha bile cok sevgi gosterilmis olabiliriz ( pozitif ayrimcilik ;)) ama buyudukce, etrafimdaki adaletsizligi gordukce feminist oldum 🙂 (herkes de kadin konusundaki hassasiyetimi bilir) ama bir yandan da tersane de calisiyorum, gorunus olarak sarisin citi piti bi kadin imajim var mi var. her ne kadar bugune kadar her isi yaptiysam, hic zorlukla karsilasmamis olsam da ( yani var tabi belli seyler ama ben sansliydim genel olarak) is hayatinda surekli bir “aklimla var olucam ulen,” ne guzel kadin degil ne zeki kadin desinler havasindayken belli basli seylerden imtina ederken yakaliyorum bazen kendimi. erkek gibi olmadan ama insanlarin da beni guzel kadin olarak algilamasini istemedigimi, bundan cekindigimi farkediyorum. zira bazen is yaptigimiz insanlara bakiyorum iste ne bileyim, sirf musteriyi etkilemek icin dekolte giyinen tasarimcilar, isveler cilveler gordukce de utaniyorum, uzuluyorum.ustelik de akilli kadinlar… her ne kadar ozgurum desem de kalip yargilarim var benim de,yikmaya ugrasarak mucadele veriyorum ama bir yandan da herkesin algisini idare etmeye calismak cok yorucu bazen… cocuklara bunu nasil ogretilir bilmiyorum, sanirim onlar da icimizdeki firtinadan habersiz gosterdigimiz cesaretimizden, dogru tavirdan etkilenecek diye umuyorum…Barbie konusunda da, benim suslu barbilerim yaninda rocker bir bebegim de vardi ( markasi ne bilmiyorum) ama o boyle diger alli pullularin arasinda deri etek, uzun cizmeler kabarik saclar ve kirmizi rujuyla daha cok dikkat cekerdi. sanirim en cok onu hatirliyorum, ne alakaydi nerden gelmisti onu da hatirlamiyorum…
    icimi doktum:)
    sevgiler

    | Cevapla
  • Duygu

    hep ama hep barbielerle oynadim, bir suru de barbiem oldu. cok zengindik biz 😛 bende geri tepmis herhalde, hic sari sac-makyaj hayrani olmadim. ayrica cok yakinimda biri de kizlarini pembelerden uzak tuttu, hatta hep gri-lacivert-siyah giydirdi ama cocuklarin ellerinde simdi barbieler ve ojeler. kiz cocugu iste ya tabii ki akli kayacak. cok da guzel bence. bayilirim pembeye 🙂

    | Cevapla
  • Aysin

    Ben 1.84 biri olarak en çok da “uzun barbie” çıkarılmasına gıcığım. Sanki defo, töööbe töööbe!
    (oh gördüğümden beri aklımda kalmıştı, kimselere yazamamıştım 🙂 )

    | Cevapla
  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir