2 Cities 1 Woman

Baba Gibi Dağ

Bu sabah sevgili Öğrenen Anne’nin bu yazısı bu düşüncelere gark etti. Önce neşeyle okumaya başladım yazısını sonra duruldum ben de. Sonra babacığımı düşündüm. Burda zaman zaman agresif diye söylendiğim, bize sonsuz sevgi ve ilgi göstermiş adam. Ne kadar söylense de her zaman her koşulda bizim yanımızda olan babam. Bize o kadar çok ilgi ve sevgi gösterdi ki biz çoğu zaman fazla ilgi alakadan sıkıldık.

Babama kızdım bizi hep eleştiriyor hiç iyileri söylemiyor diye ama baktım ben de aynısını yapıyorum. Sanki iyiler default. 

Bu sabah canım babamı düşündüm. Sağolasın Ceren. Her zaman sevgisini gösterdi bize, her zaman, hatalı olunca özür diledi. Bugün 38 yaşındayım hala her telefonda sorar bana ”bir şeye ihtiyacın var mı, paran var mı” diye ben de kızarım hatta niye soruyorsun diye. O da der ki ”ben senin her zaman babanım”.

Biz Türkiye’deyken sabahları kahvaltı hazırlar, yemek yapar, evi temizler, Vera’yı alır parka götürür. Bense bunları görmek yerine keşke annem yaşasaydı diye hayıflanırdım.

Canım babam sebebiyle sanıyorum ne kız kardeşimin ne de benim erkeklerle sağlıksız ilişkilerimiz olmadı. Bitmesi gereken İlişkileri bitirememezlik etmedik, kangren bile olmadan kesip attık hatta bazen. Hayatımızda erkekler olmadan da mutlu olmayı her zaman bildik. Sırf hayatımızda biri olsun diye kimseyi hayatımıza almadık.

Benim arkadaşlarım bile bazen babamı arardı moral bulmak için. Oydu bizim evimize Ahmed Arif şiiri yazıp bırakıp giden.

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne – üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ileDayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?

İşte bu şiirdir benim babamın özü. Umuttur en çok bize verdiği, ondan öğrendik dimdik ayakta durmayı.

Kitaplarımızın önlerine bizim için hatıralar yazar bırakırdı. Şimdi aynısını Vera’ya bırakıyor. Her gittiğimizde bakıyorum Vera’ya bir çocuk kitabı almış, bazen yazarına imzalatmış ve her zaman önüne Vera’ya kendi notunu da yazmış. Vera da şimdiden bile defalarca okutuyor bana dedesinin notlarını. Her seferinde çok hoşuna gidip tekrarlıyor ”sevgili torunum Vera” dizelerini.

Benim çok okuyan, çok sorgulayan, önceliği her zaman ailesi olan canım babam.

Daha bu sabah telefonda pamuk tarlasında çalıştıktan sonra pamuklarında üzerinde uyuya kalan çocukları anlattı bana telefonda. Görmemişler çocukları 1,5 ton pamuğu üzerlerine boşaltmışlar. 3’ü de ölmüş yavrucakların. Onlar düşünmüş bu sabah, işte böyle insanlar için bir şey yapmalı her zaman diye anlatıyor bana. Bizse üreten ama toplum için çok da fazla üretmeyen insanlar olduk. Sanırım en büyük hayal kırıklığı o oldu.

Kendisi de ırgatlık yaparak okuduğundan, portakal tarlalarında portakal toplayarak harçlığını çıkardığından her zaman ezilmişin yanında oldu. Hem kendi çocuklarına hem de üniversitedeki öğrencilerine babalık etti. İhtiyacı olanın her zaman yanında oldu.

Canım babam. Seni çok seviyorum. İyi ki varsın. İyi ki benim babamsın.

Önce kocaman plazalarda çalışan işkolik bir avukattım. Yüksek ökçelerim üzerinde ise tam bir “Sosyal Kelebek“. Sonra aşık oldum, Ale’ye… Evlendim… İstanbul’u bıraktım, Bremen’e taşındım. Bir de baktım “Domestik” olmuşum. Sonra ise anne… Vera’nın annesi… Şimdi yeniden hayata karışma zamanı. Ve işte karşınızdayım, iki şehirden Zeynep, anne, kadın, avukat, insan, okur yazar, öğrenmeye aç, seyahate aşık...

Yorumlar

  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir