2 Cities 1 Woman

Annelik Günlüğüm-Anneliğe İlk Adım

Günaydın millet,

Yorgun ve üzgünüm bu aralar. Hangimiz değiliz ki? Hamileliğimden beri çok kaygılıyım, ne de olsa ana kız (Vera karnımdaydı o zaman) gezi zamanı kaldığımız otelin terasında gaz yemiş insanlarız. Vera sol yumruğu havada doğacak diye beklemedim desem yalan olur. Neyse kendi akıl sağlığımı korumak için uzak durmaya çalışsam da olmuyor. Gün geçmiyor ki memleketimden felaket haberleri gelmesin. Uzak durmakla kastım yok saymak değil elbette ama bir noktadan sonra o kadar çok kaygılanıyorum ki çocuğum ve başka çocuklar için kafayı yiyeceğimi sanıyorum. İşte o zaman biraz geri çekiliyorum ne yalan söyleyeyim.

Ama her seçimde olduğu gibi yine yollara düşüp oyumu kullanacağım. Şu an yapabildiğimin en iyidi bu. Siz de n’olur üşenmeyin ve oy verin.

Almanya’da yaşayan, buraya taşınınca anne olan ve üşenmeyip oyunu da kullanan :), ismini vermek istemeyen ”mühendis anne” rumuzlu bir okuyucum kızıyla yaşadığı tecrübelerini paylaşıyor bizimle.

Sanırım hayatımın en zor sınavını anne olunca verdim. Dilini bile tam bildigim bir memlekette bir başıma (kocam günde 10 saat calıştığından tek başına sayılabilir) çocuk büyütmek, ev idare etmek (buralarda yardımcı bulmak gibi bir çözüm yok), doktoru vs her şeyi sıfırdan keşfetmek zorunda kaldım. Bu kadar arabesk bir başlangıç yapmıyım, evet gurbetçilik zor. Gurbette bebek büyütmek daha da zor.  Erasmus yıllarındaki muhteşem Avrupa izlenimimden eser kalmıyor. Ama böyle olmasaydı da ideal koşullarım olsaydı; memleketimde hem bakıcılı hem anneanneli/babaanneli bebek büyütseydim, gene de zor bir sınav olacaktı benim için.

Çünkü meğer ne beden ne kafa olarak hazırlamışım kendimi anneliğe. Koşturmaca, verilecek sınavlar, kıyasıya rekabet varken, ne temizliğe ne yemeğe ne de bir çocuk hayaline ayıracak vakit yoktu. Yani gerçekte o güne kadar düşünmemişim, doğum yapmak nasıl bir şey? Emzirmek nasıl bir şey? Bir çocuğun sorumluluğunu almak? Yani düşünmüşüm ama kendimi o resmin dışında tutarak. Annem nasıl doğum yapmış? Nasıl dayanmış bu acıya hem de epiduralsiz? Ablamla aramızda bir yaş varken ikimize nasıl bakmış? Peki geç anne olan teyzem bu oğlanlara bu yaşta bu enerjiyi nereden buluyor? Yani benim dışımda şeylerdi bunlar, kendimi bu durumlarda hic düşünmemişim; ben nasıl anne olurum? Ben olsam nasıl yapardım?

11830348_10153185247334247_1092880713_n

 Annelik hakkında hiç bir şey bilmezken ve bildiğim tek şey de mühendislik ve akademisyenlik olunca cok karışık bir anneliğe adım süreci geçirdim. Her şeyi anlamak, her şeyin formülünü bilmek istiyordum. Yoksa nasıl yapacağıma karar veremeyip, panik yapıyordum. Bebeğim aç mı? tok mu? Nasıl bilecegim? Gün de kaç kere emzirmeli? Peki ne kadar süreyle? Cevap: O doyunca anlarsın.  Kahretsin anlamıyorum işte! Burada, Almanya`da her şeyin olduğu gibi bunun da  standartları var sanmıştım, ama meğer burada yeni bir ekol varmis. „Her şeyin en iyisini anne bilir“. Bebeğin hastalığında bile semptom annenin hissi. Yani, anne bebeğinin hasta veya farklı davrandığını hissediyorsa, bu bir semptom olarak alınmalı ve araştırılmalıymış.

Ama ben bilemiyorum! Emin olamıyorum, siz bana tam bir saat verin, kesin bir şey söyleyin. O zaman al sana cevap: – her meme 15 dakika süre ile günde 6-8 kez verilecek. Tamam işte, şimdi bunu uygulayıp, iyi bir anne olabilirim. O zaman önce bir saat bulalım ve emzirirken hep yanımıza alalım. -Haa, bir de memede sadece süt içsin, oynamasına izin verme. Al sana bir kriter daha! Şimdi nasıl bileceğim? İçiyor mu? Oynuyor mu? Allahım ben ne biçim bir anneyim böyle! Kurallara dayalı emzirme modeli olmuyor, bebek bu 15 dakika olmadan uyuyor, 15  dakika bitiyor ama doymuyor. Hii! bir de içmeyip sadece oynadıysa o sürede… Kusmalardan hiç bahsetmiyorum bile, ne kadar mili litre kustuğu, bunu karşılmak için kaç dakika fazladan emzirmeli hesaplarımı hiç anlatmasam daha iyi.

Emzirme sorunu yetmezmiş gibi, bir de nasıl giydireceğime karar veremiyorum. Acaba üşüyor mu? terliyor mu? Diye sürekli kaygılanıyorum. Yeni anne olan herkes etrafında akıl verenler sussun istiyor, ben ise biri çıkıp bir şey söylesin istiyorum. Gerçi yanımda hiç kimse olmadığı için de böyle hissetmiş olabilirim. Sonradan, bebişim altı aylık olduğunda Türkiye`ye gittiğimizde, akıl verenlere: – Siz ne bilirsiniz ha! Ben tek başıma getirdim bu çocuğu bu zamanlara, diye cıkışıyordum. Tabi içimden…

Neyse, nerede kalmıştık? Kıyafetlerde. Bu sorunla da baş etmek icin gene mühendislik kodlarım devreye giriyor; şimdi bakalım oda sıcaklığı 22 derece. Bu uyku tulumu 25 derece içinmiş. İçine uzun kollu body, bir de pijama altı giydirirsem hesap tamam olur. Olmuyor tabi! Hesaplara rağmen, kaygılanmadan duramıyorum; sürekli kontrol ediyorum acaba üşüyor mu yoksa terliyor mu. Ne ona ne kendime rahat bir uyku veriyorum.

Mühendis anne modeli çöküyor yani. Peki ben yönümü nasıl bulucam? Kocamın, en iyisini sen bilirsinleri ya da ebenin, bebeğini gözlemle ona göre anlarsınları, kendimi daha da yetersiz hissetmeme sebep oluyor.

Bir süre sonra anne-çocuk gruplarına katılıyorum, diğer annelerin de bu kaygıları var mı? Varsa nasıl aşıyorlar? bilmek istiyorum. Belki dediklerinin hepsini anlamıyorum ama alman annelerinin bu kendinden emin hali ve rahatlıklarına (başıma gelmeden önce tatil yerlerinde görüp de kınadığımız o rahatlıklarına)  gıpta ediyorum. Üç aylık bebeğini bisiklete koyup yollara düşüyor, her ateşi olduğunda doktora koşmuyor, ağlayınca panik halde susturmaya çalışmıyor, hijyene hiç girmiyorum zaten.

Yahuuu bu ne rahatlık? Nerden geliyor bu kendine güven hali? Bebeğim bir yaşına geldiğinde anca anlıyorum. Geç olsun da güç olmasın değil mi ama? Çünkü korkmuyorlar, ya da en azından benim kadar korkmuyorlar. Amaç deneyim paylaşmaksa eğer, benim de naçizane önerim, korkmayın, yani  o kadar da çok korkmayın. O zaman her şey daha kolay oluyor. Olacak olan nasılsa oluyor. Bir de başka annelerle konuşun, Zeynep’inki gibi blogları okuyun, ilaç gibi geliyor, aslında kimse mükemmel değilmiş, baya aynı sorunları yaşıyormuşuz diye bir hafifleme oluyor ☺

Mühendis Anne

Önce kocaman plazalarda çalışan işkolik bir avukattım. Yüksek ökçelerim üzerinde ise tam bir “Sosyal Kelebek“. Sonra aşık oldum, Ale’ye… Evlendim… İstanbul’u bıraktım, Bremen’e taşındım. Bir de baktım “Domestik” olmuşum. Sonra ise anne… Vera’nın annesi… Şimdi yeniden hayata karışma zamanı. Ve işte karşınızdayım, iki şehirden Zeynep, anne, kadın, avukat, insan, okur yazar, öğrenmeye aç, seyahate aşık...

Yorumlar

  • duygu

    ayol benim annem benim icin hala kaygili 🙂 ne yedim, ne ictim, nasil giyindim, usudum mu?…. bir de sonra ustune torunlar gelince duble kaygi. annelere kaygi bir omur boyu bence. ozellikle de bizim turk annelere galiba. 🙂

    | Cevapla
  • Ogrenen Anne

    Oy verme konusu hakikaten çok çok önemli, kesinlikle üşenmemek, karşımıza çıkartılan tüm bürokratik sorunları aşıp, herşeye rağmen oyumuzu vermek çok önemli!
    Endişe kısmına gelince, ben de bu sıra çöktüm bittim biliyorsun ama kendim de endişe konusunda çalıştığım için, 2 tip endişe var, biri gerçekçi diğeri gerçekçi olmayan endişe ve bunların ayrımını çok iyi yapmak lazım çünkü aksi taktirde “yok bu çocuğun bişisi, salla gitsiz azıcık da ağlayıversin canım”a varırsa işte o çocuk ihmali olabiliyor.. O nedenle azıcık endişe iyidir diyorum 😉

    | Cevapla
  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir