2 Cities 1 Woman

”Annecim” ve ”Kedicim”

Bu aralar önümüz arkamız sağımız solumuz çocuk yetiştirmek üzerine ahkam kesen uzmanlar, bilgisi ve fikri olanlar, bilgisi olmadan fikri olanlar gibi bilimum insanlarla dolu. Çocuğa ”annecim” hitabı da büyük konu. Dünyanın bazı yerlerinde bebeler açlıktan savaştan ölüyor biz de çocuğumuzu övelim mi, ”annecim” diyelim mi diye tartışıyoruz ama yapacak bir şey yok herkes kendi derdine göre yaşıyor işte ne yapalım.

Benim annem bana hiçbir zaman ”annem”, ”annecim” gibi sıfatlarla hitap etmedi. Ben Vera’ya doğduğundan beri diyorum. Nedeni hakkında hiçbir fikrim yok. Ailemden görmediğim şeyi neden yapıyorum, düşünüyorum ama cevabını bilmiyorum. Neticede yapıyordum. Alışık olmadığım için de derken kendimi tuhaf buluyordum. Ta ki şu karikatüre kadar. Yemin ediyorum okuduğum onca makale beni caydırmadı, bu karikatür caydırdı. Ne zaman ”annecim” desem aklıma kedicim geldi kendi kendime güldüm ve olayın absürdülüğü gözümde canlandı ve bir de baktım farkına varmadan söylemeyi bırakmışım. Helal sana Uykusuz.

tumblr_n4xoec6iQN1spb3xso1_1280

Dün ilk defa duyduğum bir isim, ismini vermeyeceğim çünkü bence yeterince ünlü oldu, bu konuda bir kaç kelam etmiş. Bence insanlara herşeyi söyleyebilirsiniz. Ama ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğiniz önemlidir. İşte bu kadıncağız normalde katılabileceğimiz veya dinleyebileceğimiz bir konuyu öyle bir  üslupla yazmış ki insanın inadına ”annecim” diyesi geliyor. Kadının söylediği şeyleri hepimiz söyleyebiliriz, onda bir tuhaflık yok. Tuhaf olan bunu bir gazetede köşe yazısı olarak yazmak. Yoksa mahalle cafesinde kız kıza buluşup ”aaaayy varoşa bak ”annecim” diyor” diye dedikodunun dibine vurabiliriz. Ama akli melekeleri yerinde bir insanın bunu bir köşe yazısı olarak yazması ve yine akli melekeleri yerinde bir editörün bunu yayınlaması gerçekten enteresan.

Şimdi benim bu konudaki fikrim şöyle, her ne kadar modern anneler olarak çok okuyup yazsak da, çocuğumuzu en iyi şekilde eğitsek de, dört dörtlük kitap gibi yetiştirsek de o çocuklar bizden yine de şikayetçi olacaklar. Şimdi hepimiz eğri oturup doğru konuşalım, hepimiz 30’undan sonra ve/veya çocuk sahibi olduktan sonra ailemizle kendi içimizde bir hesaplaşmaya giriyoruz. Onu öyle yapmasalardı, bunu böyle yapmasalardı. Bu suçlama veya aileni beğenmemek değil. Hepimiz böyle bir dönem yaşıyoruz. Önce kızıyoruz, sonra anlıyoruz, kendi içimizde affediyoruz ve ondan sonra huzurla hayatımıza devam ediyoruz.

Bir arkadaşımla sohpet ederken bir tanıdığından bahsetmişti. Kız sürekli laf sokan arıza bir tipmiş. Ana babamız bizi ne ezik yetiştirmiş dedi. Bu cümleyi ben de çok kurdum. Ama sonra fikirlerim değişti. Bu konuşmayı yaptığımızda da hali hazırda değişmişti ve ona dedim ki ana babamız bizi çok güzel, insan gibi yetiştirmiş. İnsanlara laf sokma ihtiyacı duyan rahatsız tipler, mutsuz insanlar değiliz demek ki. Evet bu işin doğrusu bu ama işte onlara kızdığımız bir zaman dillimi var. Beni övmedi, taktir etmedi diye de kızıyoruz mesela. Sokakta kavga ettiğimde niye kavga ediyorsun diye bana kızardı babam. Ben de bunun için ona kızıyordum mesela ama çok da yanlış bir şey yapmamış aslında.

Annem bana sevgisini çok göstermezdi diye kızıyordum mesela. Aslında gösteriyordu da kendi yöntemleriyle, benim istediğim şekilde değil. Bazen aklım saçmalama olur mu öyle şey dese de kalbim acaba annem beni çok sevmiyor muydu diye sorar. Aşkım, annecim dese daha çok hissederdim belki de. Şimdi ben Vera’ya çok gösteriyorum ama o da biraz annem gibi. Belki o da diyecek ki ay ne yılışık annem var biraz cool olsaydı keşke 🙂

Şimdi bir düşünün bakalım hepimizin kendimizi sevmek, taktir etmek, efendim yeterince cazgır olmamak vs ilgili travmaları var amaaa…. ben kendi adıma şunu söyleyebilirim ki, hayatta kendi sorumluluğunu almış, okuyan, yazan, karşısındakine empati yapan, hak yemeyen, işi gücü olan, ekonomik özgürlüğünü eline almış, ayakları yere basan bir insan oldum. Üç yıldır buna ara vermiş olmam bu gerçeği değiştirmiyor. Büyük resme bakar mısınız? Sizce bizi kötü mi yetiştirmişler? Yanlış mı yapmışlar?

Vera’nın çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir doktoru var. Bana hep der ki ona sevgi ve yemek ver, başka bir şeye ihtiyacı yok. Annem öldüğünde psikiyatriste gidiyordum ve bana demişti ki ailesinden sevgi gören insanlar böyle durumları daha kolay atlatıyorlar. Ve evet gerçekten de annem öldüğünde uyuşturucu bağımlısı olmadım, kendimi dağıtmadım, erkeklerle duygusal eksikliklere dayalı hastalıklı ilişkilerim olmadı, hayatıma devam ettim, üzüldüm, düştüm vs ama hep ayağa kalktım. Şimdi evet burjuva problemlerim var benim de işte kendi değerimi bilmem öğretilmedi vs falan da hepimizim önceliği iyi evlat yetiştirmek değil mi? Sevgi göstermek, bunu ne şekilde gösterdiğimiz ne zaman bu kadar büyük problem oldu. Evet uzmanlar yazsın tabi, biz de okuyalım ama olduğu kadar. Kimsenin sen yanlış yapıyorsun, doğrusu bu diye uzman görüşü bildirmesine gerek yok, kimsenin hiçbir anneye kendini kötü hissettirmeye hakkı yok. Biz çocuğumuzu dövmüyoruz, aç ve sevgisiz bırakmıyoruz. O yüzden bazı eleştirileri yaparken biraz hakkaniyetli davranalım lütfen.

Aynı şekilde kendi anne babamızı eleştirirken de biraz hakkaniyetli davranalım lütfen. Umarım biz de onlar gibi, dürüst, ahlaklı, iyi yürekli, uygar, medeni, kendi sorumluluğunu alabilen, bağımsız, güçlü çocuklar  yetiştirebiliriz. Her anlamda ve sağlıklı ve sevgi dolu. Gerisi gelir zaten.

Önce kocaman plazalarda çalışan işkolik bir avukattım. Yüksek ökçelerim üzerinde ise tam bir “Sosyal Kelebek“. Sonra aşık oldum, Ale’ye… Evlendim… İstanbul’u bıraktım, Bremen’e taşındım. Bir de baktım “Domestik” olmuşum. Sonra ise anne… Vera’nın annesi… Şimdi yeniden hayata karışma zamanı. Ve işte karşınızdayım, iki şehirden Zeynep, anne, kadın, avukat, insan, okur yazar, öğrenmeye aç, seyahate aşık...

Yorumlar

  • Duygu

    Yaziyi okumadim ama sen cok guzel yazmissin. Bana da annem hic annecim, annem filan demedi. Anneannem cok suslu severdi, abartirdi ve cok da hosuma giderdi. Simdi ben bazen bi bakiyorum “teyzecim” diyorum, abartarak “kurban olurum, olurum” diyorum. E bayaaa varos :)) niye diyorum bilmiyorum, ama durdurmuyorum da kendimi. İcimden gelio, cok seviyorum. Napiyim.

    | Cevapla
    • 2 Cities 1 Woman Yazının Yazarı

      Aynen Duygu başka bir karikatür daha vardı dur bak onu d abulup koyayım söyle anneeem kadasını aldığım falan diyor bayılıyorum 🙂 tam ben işte o diyorum. Tabi duyguları gizlemek çok aristokratlara ve kraliyet ailesine özgü bir davranış olduğundan duygularına ket vurmamak varoş gelmiş kadına sanırım. elit özentisi buldum kendisini zira gerçek bir elit asla bu şekilde yazıp da kendini küçük düşürmezdi

      | Cevapla
  • Hülya

    Bu söylemler ilk çıktığında ablamla konuşuyoruz, dememek lazımmış falan diye.
    Yanımızda olup bunu duyan Derin “kim demiş onu, ben halimden gayet memnunum, bana annecim demeye devam et” demişti :))))
    Bizim annelerimizin jenerasyonunda yok bence böyle bir hitap ama bir kere annem demişti çok mutlu olmuştum 🙂
    seviyorum ben sanırım annecim demeyi…

    | Cevapla
  • Özlem Varli

    Selam yine harika bir yazi olmus…ben hep yazilarinizda kendimden öyle cok buluyorumki yazmadan edemiyorum:)bende kizimi bazen öyle coskulu severimki, bir gün yerim seni kuzummm demistim sonra aynisini ondan duymak cok komik oluyor:))olsun benim kizimda coskusuyla sevgi pitirciği haliyle soğuk isvicre cocuklarini bile etkileyebiliyor:)ayrica yazinizin her cümlesini cok begendim…

    | Cevapla
    • 2 Cities 1 Woman Yazının Yazarı

      çok teşekkürler. ay çok tatlıymış keşke Vera da dese bana ama sevgi gösterme konusunda çok coşkulu değil bizimki tam bir Alman olmuş o konuda cool çocuk ya

      | Cevapla
  • Ozge

    Cok guzel bir yazi olmus, yine son derece mantikli, sagduyulu yaklasmissiniz olaya. Iyi bir hukukcu oldugunuz anlasiliyor:) Sahsen “annecim” hitabini sevmiyorum (kariturdeki gibi mantiksiz, gramere aykiri geldigi icin) ama malum yaziyi okuyunca cokbilmis uslubundan ben de rahatsiz olmustum.

    | Cevapla
  • Bir Cevap Yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir