2 Cities 1 Woman

Anne, Evli, Bekar vs

Nerede gördüm hatırlamıyorum ama geçen gün biri ev hanimlarına gıcık oluyorum yazmış. Son iki senedir çalışmadığım için degil ama genellemelere hakikaten gıcık oluyorum. Cünkü bazı çalışan kadınlar ne kadar antipatikse bazı ev hanımları da hakikaten o kadar antipatik oluyor. Ayni şey evli bekar, çocuklu çocuksuz çekişmesi için de söz konusu. Hatta avukatlar için de. Avukatlar doktorlardan veya muhasebicilerden daha fazla yalancı degiller. 33 ünçü yaş günüme  4 gün kala evlenmiş biri olarak çok uzun yıllarımı bekar geçirdim. Bu sebepten evli insanların bekarlara yaptıklari o sacma sapan yorumlardan ben de fazlasıyla nasibimi aldim. Ama bütün evli kadınlara gıcık olmuyorum. Veya havaalanında pasaport sırasında önüme dalıp çocuğun olunca anlarsın diyen anneye gıcık olmama rağmen her anneye de gıcık olmuyorum. (Anne oldum ama böyle insanlari hala anlamıyorum. Çünkü, be kadin sen bana desen ki öne geçebilir miyim ve ben anlayışsızlık yapıp hayır geçemezsin desem et o lafi bana, ama ben sana izin veririm zaten. Insan olan herkes verir kucaginda bebekle uzun sirada bekletmek istemez kimse kimseyi.)

Evlenmek için ölen ama cool yapmaya calışıp evlileri aşağılayan bekarlara gıcık oluyorum ama her bekara da gıcık olmuyorum.

Yine baska bir ortamda bir kızın annelere, özellikle çocukları cafelerde ağlayan annelere ve bebek arabasıyla ayağına çarpan annelere ne kadar gıcık oldugunu yazıyordu.

IMG_8814

Ben yurtdışında yaşıyorum, batı hayranı değilim, İstanbul’u çok özlüyorum ve ailemle birlikte İstanbul’a dönme şansım olsa hemen dönerim. Eşim yabancı ve çok yoğun çalışıyor, Yani o özenilen yabancı çocuklar gibi sakin olan çocuğum sadece babasinin yabancı olması sebebiyle sakin degil. Uçakta ağlamaz, cafede sakince oturur. Ama her zaman istisnaları var, çünkü o bebek. Hiçbir anne, psikopat değise elbette, ağlayan bebeğiyle cafede oturmaya devam etmek istemez ama hemen kalkıp gidilemeyecek durumlar vardır, en azından hesabı beklemek zorundadır.  Yabancıların çocuklarının sakin olmalarının en büyük nedenlerinden biri ne biliyor musunuz, sabir. Sadece anne babanın sabrı değil, toplumun sabrı. Çocuk eğitiminde en önemli sey nedir, hayir dediğiniz şeyi evete döndürmemek (evet baska önemli seyler de var ama bu da çok çok önemli). Yabancı memleketlerde çocuklar marketlerde, cafelerde ağladığında diğer insanlar anneye ne biçim annesin sen sustur su çocuğu kadın diye bakmaz, gelip susturmanız için size yardima calişmaz, böylece anne de kendini stres altında hissetmez. En azından Türkiye’de oldugu kadar fazla. O zaman da çocuğa hayır dediği şeye sırf çocuk sussun da o baskı bitsin, bakışlar dönsün diye evet demez ve o çocuk ağlamanın isteklerinin yerine getirilmesi için, özellikle de insan içinde tutturmanın, bir işe yaramayacağını öğrenir.

Konuyu dağıtıyorum ama yurtdışında çocuk ve bebeklerin ve hatta köpeklerin pek çok yere girmesi normal ve olağandır. Berlin’in müzik festivallerinde, trendy cafelerinde veya San Fransisco’nun şık restaurantlarında bir sürü bebek görürsünüz. Bebekler günlük hayatın içinde yer alırlar, bu yüzden de alışırlar sosyalleşmeye, insan görünce şımarmazlar.

Bebek arabası ile çarpmaya gelince, eminim pasaport kuyruğunda önüme geçen kadın gibi, ben anneyim benim herşeyime hoşgörü göstereceksiniz mantığında insanlar da vardır ama yolda yürürken bu mantıkla bize çarpan bebek arabasız yayalardan fazla değildir. Bir anne de bebek arabasıyla başka birine çarpmaktan hoşlanmaz, üzülür, mahçup olur, özür diler. Ama sırf anne diye, sırf bebek arabası var diye size çarpam herhangi bir insandan neden daha fazla sinir bozucu bulunurlar anlamak mümkün değil. Nedendir annelere karşı bu kadar nefret?

Özetle, antipatik insan her zaman antipatik, bekarken de, evlenince de çocuğu olunca da. Bazi insanlar ünvanlarından bağımsız olarak antipatikler. Onlar yüzünden bütün ünvanı lekelemeye lüzum yoktur.

Bu yazı eski blogumda yayınladığım bir yazının genişletilmiş halidir 🙂

Önce kocaman plazalarda çalışan işkolik bir avukattım. Yüksek ökçelerim üzerinde ise tam bir “Sosyal Kelebek“. Sonra aşık oldum, Ale’ye… Evlendim… İstanbul’u bıraktım, Bremen’e taşındım. Bir de baktım “Domestik” olmuşum. Sonra ise anne… Vera’nın annesi… Şimdi yeniden hayata karışma zamanı. Ve işte karşınızdayım, iki şehirden Zeynep, anne, kadın, avukat, insan, okur yazar, öğrenmeye aç, seyahate aşık...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir