2 Cities 1 Woman

3 yaşında Çocukla Seyşeller Tatili

Seyşelleri bir kaç farklı yazı ile anlatmaya karar verdim. Bugün genel bir giriş yazısı hazırlayacağım.

Öncelikle Seyşeller sadece balayı veya romantik çiftler için değil çocuklu çocuksuz, genç arkadaş grubu vs vs herkes için uygun bir destinasyon. Çılgın gece hayatı arıyorsanız istikametiniz Seyşeller olmasın tabi ama özellikle de kış ortasında güzel bir deniz tatili yapayım diyorsanız Seyşeller tam size göre.

IMG_1124

Seyşeller toplam 115 adadan oluşan bir ülke. En çok duyacağınız adalar ise başkent Victoria’nın yer aldığı Mahe adası, Praslin adası (Pralin diye okunuyor) ve La Digue (la dig diye okunuyor) adası.

Biz konaklamak için Praslin adasını seçtik. Çok da bilinçli bir tercih yapmadık açıkçası, eltimgiller hep gittikleri oteli önerdiler biz de oraya gidelim dedik ve kendimizi Praslin’de bulduk. İyi ki de bulmuşuz. Az insan, az trafik, bakir bir ada, küçük bir köy. Çok memnun kaldık, Seyşellere’e yine gidersek tekrar bu adada konaklamaya karar verdik.

IMG_1055

Biz herhangi bir tur şirketi ile gitmedik. Her şeyi kendimiz ayarladık, yani ben ayarladım. Çünkü tur şirketlerinin uçuşları en az iki aktarmalı idi, çoğu Bremen’den değildi, saatleri abuk subuktu sevmedim, Seyşeller çok pahalı memleket nerden ne ayarlasan hemen hemen hiç fiyat farketmiyor.

Biz THY ile Bremen – İstanbul, İstanbul – Mahe uçtuk. İstanbul Mahe arası 7:54 saat sürüyor. Bu kararımızdan gayet memnunuz. Son gece Mahe’de havaalanına yakın bir otelde İngiliz bir aile ile tanıştık. Onlar da sabah erken THY ile uçacakları için bizim gibi son geceyi havaalanına yakın geçirmeye karar vermişler. Kızları Vera ile yaşıttı, otelde de uçakta da oynadılar birlikte. Neyse onlar da mesela belli ki çok seyahat ediyorlardı ve THY’den çok memnun kaldıklarını söylediler.

Tek şikayetim kendim için deniz mahsülü seçmiştim, kahvaltıda da deniz mahsülü getirdiler bana. THY’yi bu mallığından dolayı tebrik ediyorum gerçekten.

IMG_0839

Gece uçuşu olmasına rağmen Vera sadece 1,5 saat kadar uyudu ve sadece 45 dakika kadar ekran izledi. Yerinde oturdu, ara sıra ikimiz birlikte benim talebim için yürüyüş yaptık, dolaştık vs am çok sorunsuz şahane bir uçuş gerçekleştirdik. O yüzden dedim işte çocuğum büyümüş diye. Eskiden de uçuşlarımız sorunlu olmadı ama ya ben çok yoruldum onu oyalacağım diye ya da NY uçusunda olduğu gibi uzun süre ekran izlemesine izin verdim. Özellikle 1,5-2,5 yaş arası dönem ”kurtlu dönemleri” olduğundan yerlerinde oturmak istemiyorlar. İşte o yüzden bu sefer epey kolay geçti. Kitap okudum, film izledim. Vay anasını sayın seyirciler. Tünelin sonunda ışık var ben diyeyim size.

İstanbul aktarmamız olması benim ziyadesiyle memnun etti tabi ki. Türk kahvesi içtim, simit yedim, D&R’den kitap ve dergi aldım.

IMG_0883

Resimde gördüğünüz bir espresso ve dandik bir top çikolatalı dondurmaya 10 Euro’dan fazla ödedim. Ada Avrupa ile yarışır düzeyde. Bazı şeyler daha da pahalı. Kahve mesela.

Bir dahaki sefere French Press ve iyi kahve götüreceğim yanımda. Kalanını da Ada sakinlerine bırakacağım hayrına.

Neyse devam edelim Seyşeller için vize almanıza gerek yok.

Uçak indiğinde dünya sağlık örgütü kuralları uyarınca uçağı ilaçladılar. Defalarca. İnsan sağlığına zararlı değilmiş, alerjisi olanlar ve hamileler dilerse kumaşla yüzlerini kapasın dediler. Sebebini anlamadım. Uçak girişine iki sağlık görevlisi geldi öyle genel baktı.

Alerji deyince aklıma geldi İstanbul Seyşel uçağında anons yapıldı şöyle: ”bir yolcunun fındık alerjisi varmış kuruyemiş yemeyin” dediler bize. Ayol benim yediğimden ona ne deli midirler nedirler.

Gümrük kontrolde  dönüş uçak biletleriniz, otel rezervasyonlarınız vs gösteriyorsunuz, sorunsuzca ve fazla beklemeden ülkeye giriyorsunuz. İlk dikkatimi çeken her yerin pırıl pırıl olması. Belki eski ama yerler, tuvaletler pırıl pırıl parlıyor. Öyle bir temiz memleket. Sonrasında d aiki hafta boyunca hiç pis bir mekana rastlamadım.

Valizlerimizi de yine beklemeden alıyoruz ve çıkışta taksiye binmeden önce fiyatta anlaşıyoruz (indirim yapmadı ama nette 30-35 Euro diye okumuştum zaten) 35 Euro’ya taksi ile feribot iskelesine gidiyoruz. 1 saatten az sürede oldu bunların hepsi. Yani uçaktan in, pasaport kontrolden geç, valizin al ve iskeleye var. Zamanlama ayarı için söylüyorum bunları size. Havaalanı ve iskele arası 15-20 dakika sürüyor.

IMG_1011

Feribot biletlerini şu site vasıtasıyla almıştım. Onlar aldı ben ödedim. Link şurada. Şimdi beni iyi dinleyin asla bu feribota binmeyin. Beni deniz tutmaz, biraz yelkenciyim hatta ben. Ben de Vera da öyle bir kustuk ki, yol boyu başımız kaldıramadık. Uçak yerine feribot fikri Alexander’ın fikri olduğu için yol boyu içimden sövdüm adama. Feribotta görevliler gezip kusmuk poşeti, peçete falan veriyor. Aralarda kafamı kaldırdığımda perişanlıktı tek gördüğüm. Öyle diyeyim. Dönüş için sorunsuzca iptal ettik biletleri. O yüzden yerel Creole tur şirketi iyi bence. Dönüş için Praslin Mahe arasında sürekli işleyen minicik 15-20 dakikalı uçaklardan bilet aldık. Air Seychelles ile uçuyorsunuz. Şuradan alabilirsiniz biletlerini. Bavul hakkı 23 kg ve ek ücret ödeyecek artırabiliyorsunuz. Yukarıda verdiğim feribotların da yer aldığı linkte uçuş için 15 kg diyordu biz ondan tereddüt etmiştik aslında. Neyse ben şimdi sizi kurtardım.

Eğer Mahe’de kalacak olursanız Praslin ve La Digue’e de bu feribotlarla geçiyorsunuz ama saatlerce uykusuz uçtuktan sonra binmeyeceğiniz için belki bizim kadar kötü olmazsınız. Uçun siz uçun. Uçmak iyidir. Yalnız bu şirket mesela uçuşa 1 saat kala mail atmış bize uçuş öne alındı diye ama tabi internetimiz olmadığı için görmedik. Allah’tan Praslin Havalanına erken gittik ve sorun yaşamadık. Normalde 1 saat önce havaalanında olun diyorlar ama 1,5 saat önce havaalanında olmakta fayda var bence.

IMG_1012

Praslin’den de taksiye binip otelimize gittik. Yolsa gözümü zor açtım ama açtığım anlarda aman Allah’ım cennet burası deyip kurdum kendi kendime. Tabi varır varmaz bir baygın gibi uyuduk bir süre. Sonra da şu yukarıdaki cennet plaja 🙂 plajda hindistancevizi suyu içmeye 🙂 bizde mısırcı midyeci gezer ya orda da hindistincevizci. Suyunu içtikten sonra kırıyorlar içini de yiyorsunuz.

IMG_1074

Sunum önemlidir 🙂

IMG_1558

Gelelim iklime. Şeyseller için tavsiye edilen en iyi mevsim Mayıs-Ekim arası. Yazın evlenenler balayı için yağmurlu Maldiv yerine Seyşelleri düşünebilirler. Nem daha düşükmüş.

Şubat için yağmur sezonu dediler hatta bizi Karayiplere göndermeye çalışan bir tur şirketi bile oldu. Yol dahil iki hafta kaldık biz ve son gün hariç hiç hava yüzünden denize giremediğimiz olmadı. Mahe’deki son günümüzde hava epey kapalı ve serindi. Onun dışında bir kaç defa gece bir iki kez de kısa süreli gündüz yağdı. Sadece bir kez yarım saatliğine pladan restaurant altına sığındım o kadar. Hava genel olarak çok sıcak ve nemliydi ama rahatsızlık verecek bir durum yoktu. Özetle bir şahane bir iki hafta geçirdik. Yalnız bir gün plajda karşılaştığımız bir aile Nisan ayında 45 derece ve %90 nemli olduğunu söyledi. Ben onların yalancıyısım ama nisana dikkat. Seneye gidersem ocak ya da yine şubatta giderim.

Seyşeller ile Almanya’nın saat farkı üç, Türkiye ile bir. Dolayısıyla jat lag olacak bir durum da yok.

Deniz muhteşem. Size detaylı plajları anlatacağım. Bazı plajlarda gel git fazla bazılarında yok denecek kadar az. Sabah gidiyorsunuz git git dizinde öğleden sonra gayet güzel olmuş. Su ne hamam gibi, ne de soğuk. Şubat itibariyle deniz bazen dalgalıydı ama dalga şöyle girerken kıyıda var, dalgalı kısmı geçince gerisi gayet sakin. Dolayısıyla çocukla da rahattı.

IMG_1171

Öyle plajlar vardı ki görünce ”vay anasını” dedik, içine girince nutkumuz tutuldum. Aynı hayranlığı bazı balıkları ağzımıza attığımızda da hissettik. Bütün tatil sürekli balık ve taze meyve yedik. Hepsi çok lezzetliydi. Tek sorun sebze çok azdı, kahvaltı kısıtlıydı. Elbet lüks otellerde beyaz ekmek dışında alternatifler de vardı ama lüks oteller dışında her yer beyaz tost ekmeği ile doluydu. Markette bizim katmer gibi naan değil de adı başka bir şey olan Hint ürünleri vardı. Marketleri Hintliler işletiyor genelde. Praslin’deki tüm marketler bildiğimiz bakkal gibiydiler ürün az, çoğu ithal ve pahalı. Peynir yok doğru düzgün. Fakat taze meyveler kahvaltı için olağanüstüydü.

Hepimiz tüm ada gibi mango kokmaya başladık bir süre sonra 🙂

Yerel halk inanılmaz sıcak kanlı. Praslin halkı epey temiz hala. Şunca sene turizmle bozmamışlar bundan sonra da bozmazlar herhalde.

Resmi dil Fransızca, İngilizce ve yerel dil olan Kreole dili. En çok konuşulan dil ise Fransızca. En son 1976’ya kadar İngiliz sömürgesindeymiş, ondan önce Fransız sömürgesindeymiş ama halk Fransızca’yı çok daha akıcı konuşuyor. Halk da çoğunluk yerli halk, Afrikalı zenciler ve Hintlilerden oluşuyor.

IMG_0974

Taze sıkılmış passion fruit suyu biizm burda içtiklerimize hiç benzemiyor.

IMG_0966

Hangi plaja giderseniz gidin asla şemsiye yok çünkü gerek yok. Sahi sırası boyunca her yer ağaçlık ve gölge mutlaka var. Biz sürekli farklı yerler gezdiğimiz için bu sürekli gölge bulabilmek güzel oldu.

Seyşeller güneşi bildiğiniz güneşlere hiç benzemiyor. Ben Vera’nın güneş kremlerini sürmeye başladım hiç güneşlenmediğim halde deli gibi yandım ki bana güneş asla koymaz. Yine canım yanmadı ama dikkat etmesem yanabilirdi. Öyle kakao yağı falan götürmeye kalkmayın bence.

IMG_1195

Ne götürelim derseniz, çok az kıyafet, şapka, güneş kremi, sivrisinek ilacı, flip flap, dağ bayır gezileri de olabileceğinden spor ayakkabı, bazı şık restaurantlar için erkekler için uzun pantolon. Ben makyaj malzemesi hiç götürmedim ama dudak nemlendirici şart güneş kurutuyor, el kremi de. Çoğu restaurant kumlar üzerinde o yüzden topuklu almayın derim Bir kaç lüks otelde kumda olmayan restaurant var ama oralarda da öyle topuklu ayakkabılı falan kimse görmedim. En fazla şık düz sandalet giyiyordu insanlar. Ben bir tane götürdüm ve hiç giymedim. Flip flop, Birkenstock ve spor ayakkabılarımı giydim sadece.

Vera da zate her akşam aynı düğün elbisesini giydi, gündüz de mayoyla geçince boşuna götmüşüm ona kıyafeti ona 🙂 Kendime az götürmüştüm onun bile yarısını giymedim.

Peştamal aldım iki tane başka plajlara giderken taşıması hafif çok işimi gördü. Bir plaj çantası ve bir sırt çantası da işimi gördü. Bir de böyle çuval kumaşlı clutchım vardı. Üçüyle yaşadım. Ben böyle büyük plaj çantalarına bir küçük çanta mayo, bür küçük çanta kremler, bir küçük öanta cüzdan, telefon vs yapıyorum. Böylece her şey birbirine karışmıyor.

Orda alışveriş alternatifi pek yok ama mutlaka hindistancevizi yağı ve baharat alın derim. Praslin’e giderseniz mutlaka gidin diyeceğim Vallée de Mai Ulusal parkının dükkanında hem en çok çeşidi hem de en uygun fiyatları bulabilirsiniz. Ben bir tane yaseminli bir tane de kavunlu aldım. Kavunlu böcek sinek ısırmasına da iyi geliyordu, denedim onaylıyorum 🙂

IMG_1174

Bol bol da kitap alın yanınıza çünkü okuyacak vakit var. 3 yaş çocuğuyla tek çocuk olunca tatil gibi tatil oldu valla. 4 tane kitap okuyabildim düşünün.

Vera’ya neredeyse hiç kum oyuncağı almamıştım. Bir tencere ve kaşığı vardı onlarla oyalandı hiç de sıkılmadı. Akşamüzerleri de başka milletlerden çocuklar buldu oynamak için. Sürekli kısa kollu elbise giyebildiği için çok mutluydu kendisi 🙂

İki kez de masaj yaptırdım. Ben büyük masajcıyım biliyorsunuz buradaki masajları da sevdim. Olsa da yine yaptırsam 🙂

Alexander aralarda golf oynadı. Golf ekipmanı götürmemişti ama solak ve uzun kollu bir adam olmasına rağmen ona uygun kiralık ekipman vardı.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Sonra nerede kalınır, nerede yenir içilir, nereler gezilir görülürü de yazacağım. Ama özetle kalbim Seyşeller’de kaldı. Öyle huzur dolu bir yer orası. Sürekli yaşamak istemem herhalde ama sürekli orda tatil yapmak isteyebilirim 🙂

Önce kocaman plazalarda çalışan işkolik bir avukattım. Yüksek ökçelerim üzerinde ise tam bir “Sosyal Kelebek“. Sonra aşık oldum, Ale’ye… Evlendim… İstanbul’u bıraktım, Bremen’e taşındım. Bir de baktım “Domestik” olmuşum. Sonra ise anne… Vera’nın annesi… Şimdi yeniden hayata karışma zamanı. Ve işte karşınızdayım, iki şehirden Zeynep, anne, kadın, avukat, insan, okur yazar, öğrenmeye aç, seyahate aşık...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir